Mehmed Kırkıncı Hoca'ya, "Kabe'yi ilk defa gorenin yapacağı dua mutlaka kabul olacağı icin nasıl dua edelim?" diye sorduklarında şu cevabı vermiş:

- "Ya Rabbi, burada edeceğim butun duaları kabul eyle" diye dua edin.

"Musiki derneğinde ne calıyordunuz?" diye soran arkadaşına, musikişinas yazar Selim Gunduzalp şu cevabı vermiş:

- Vakit efendim, sadece vakit.


Bir Alman kadın, gorevli olarak Berlin'e giden M. Akif'e:

- Memleketinizde kadınları iceri kilitler, sokağa cıkmalarını engellermişsiniz. Onlara acımıyor musunuz? deyince, M. Akif şu cevabı vermiş:

- Yalanınız yok, yanlışınız var madam. Biz kadınlarımızı dışarı cıkarmıyor değiliz. Fakat dışarıdan iceriye alamadığımız gunler coktur.



Harun Reşit, Kendisini sık sık ikaz eden Behlûl-i DÂn Hazretlerine:

- Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.

Bir gun sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, ust kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlul.

Halife, kendisini sıkıştırdığında:

- Gorduğunuz gibi demiş, her koyun kendi bacağından asılır ama etrafı kokuttuğu icin, herkesi rahatsız eder.



Suleyman Nazif ve Abdulhak Şinasi birlikte yemek yerken, Abdulhak Şinasi garsonu cağırıp su istemiş. Edebiyatımızın bu zarif şahsiyeti, kirden ve mikroptan aşırı derecede korkarmış. Hem de eldivenle el sıkacak kadar.

Suleyman Nazif, bunu bildiği icin garsona seslenmeden edememiş:

- Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da oyle getir...




İzmirli Musa Amca anlatıyor:

Bizim orada bir koylu, yeni doğan bir sıpayı kucağına almış evine donerken, iki lise oğrencisi kendisine takılır ve.

- Hayrola amca, derler. Oğlunu nereye goturuyorsun boyle?

Adam, kendine yapılan bu terbiyesizliğe aldırmamış gorunerek cevap verir:

- Gittiğiniz okula kaydını yaptıracağım.



Ebudderda Hazretleri, bir sohbette insanların ahlakının gitgide bozulduğunu soyleyen bir zata şoyle dedi:

- Haklısınız!.. İnsanlar, eskiden dikeni bulunmayan gullere benzerlerdi. Şimdi ise, gulu olmayan dikenleri andırıyorlar!..



İncili Cavuş, Osmanlı elcisi olarak Fransa Kralına gonderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.

Kral, bunları gorunce dayanamayıp:

- Bana senden başka gonderecek adam bulamadılar mı? diye sorunca, İncili Cavuş:

- Osmanlılar, adama gore adam gonderirler, cevabını vermiş. Beni de sana gondermelerinin hikmeti bu olsa gerek.



Eski Roma'da eyalet valilerinden biri, Kayser Tiberius'a vergilerin artırılmasını teklif edince, şu cevabı almış:

- İyi bir coban, koyunlarının yununu kırpar ama derisini yuzmez.



Talebelerinden biri, Konfucyus'e:

- "Olum nedir?" diye sorduğunda, Konfucyus'un cevabı şu olmuş:

- Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana olumden bahsedeyim



- Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş:

- Eğer otuzbeşinde olmezsen!..



III. Mustafa'nın veziri Koca Ragıp Paşa'nın konağında bir Ramazan gunu oruc uzerine sohbet yapılıyordu. Ragıp Paşa, orada bulunanlardan Şair Haşmet'e:

- Haşmet! Senin de borcun var mı? diye sorunca, Haşmet:

- Evet efendim! diye cevap verdi. Mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yuz kuruş...

Ragıp Paşa gulerek:

- Onu sormuyorum yahu, dedi. Oruc borcun var mı, sen onu soyle.

Şair Haşmet şu cevabı verdi:

- Paşam, oruc borcunu Allah sorar. Sizin soracağınız, kul borcudur.



Behlul Dana'ya biri sorar:

- Oğlum oldu. Mezar taşına ne yazdırayım?

Behlul Dana cevap verir:

- Şunu yazdır: "Dun altında olan cimenler bugun ustunde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak gunahtan gayri her şeyi orter."



Omer Seyfettin, kız lisesine Edebiyat oğretmeni olduğu zaman, bazı arkadaşları şaka yollu: "Senin kadar genc bir adamı kız lisesine nasıl tayin ettiler?" diye takılmışlardı. Omer Seyfettin, gozlerini acarak:

- Aman cancağazım, dedi. Benim karşımda genc kızlar yok ki.. Yarının anneleri var.



Yazar Hekimoğlu İsmail'e:

-Yaşlılık nedir? diye sorduklarında:

- Bence yaşlılık, ne sacın ağarması, ne de belin bukulmesidir demiş, gayesi biten ve umidi sonen herkes yaşlıdır.




Selim Gunduzalp, sosyoloji hocaları olan rahmetli Seyyid Ahmet Arvasi'ye:

- Hocam demiş, "insan, maymunun gelişmiş şeklidir" diyorlar. Ne dersiniz?

Seyyid Ahmed Arvasi şu cevabı vermiş:

- O mantığa gore, cınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.



Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:

- İki sebebi var: Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan konuşup, gıybetimi yapmıyorlar.



Muzaffer Ozak Hoca'nın sahaflar carşısındaki dukkanına giren bir genc:

- Selamunaleykum babalık... diye selam verince, hazret selamı alır:

- Aleykumselam kurukalabalık...



Harun Reşid, bir av sırasında hedefini ıskalayınca, yanında bulunana Behlul Dana Hazretleri:

- İsabet oldu efendim, demiş. Buyuk isabet oldu.

Ve Halifenin şaşkın bakışları arasında devam etmiş:

- Yani kuşun hayatı acısından isabet oldu.



Yunanlı yazar Kazancakis, bir ihtiyara 'neye bakıyorsun?' diye sorduğunda, ihtiyar adam gozlerini akan sudan ayırmadan şu cevabı verir:

- Hayata oğlum, akıp giden hayatıma.



Kadıkoy Camiinde vaaz vermekte olan Osman Demirci Hoca'ya:

- Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?

Demirci Hoca:

- Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dort tane var ama, butun gun kamcı yiyip duruyorlar.



Meşhur Cimri Paşa, atlarının arpa yemesi gerektiğini soyleyen seyislerine kızar ve her seferinde "La havle" cekermiş. Bir gun atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş:

- Atlarıma ne oldu?

Seyis, cevabı yapıştırmış:

- Ne olacak efendim, "La havle" yiye yiye "Ve la kuvvete" oldular.

__________________