-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Hasan ile Mesut - Giriş



Hasan ile Mesut yine diğer gunlerden farksız bir şekilde işlerini yapmaktaydılar. Hasan yaptıkları işten hic memnun değildi ve surekli Mesut’a bu işten bıktığını, artık talihin kendilerinede gulme zamanının geldiğini soylemekteydi. Mesut ise hayata boş vermiş, sadece karnını doyurmaya bakan ve daha fazlasını istemeyen biri olduğundan Hasan’ın soylediklerini hic ciddiye alıp dinlemezdi bile. Hasan ile Mesut İstanbul’da hammalık yaparak gecimlerini sağlayan 2 Anadolu cocuğudur. İkisi de askerden yeni gelmişti. Askerden geldikten sonra Hasan Mesut’un aklını celmiş ve İstanbula gitmeye ikna etmişti. Burada hayat yok Mesut, gel biz İstanbula gidelim, oranın taşı toprağı altın derler, o altından bizede duşer elbet demişti. Mesut ise vallamı lan hadi gidek oğlum madem altın var, bu fırsatı kacırmayak diyerek kabul etmişti İstanbula gitmeyi. İstanbula ayak bastıklarında Mesut ilk once sağına soluna baktı ve altın gormeyi umdu, umduğunu bulamayınca Hasana donerek; lan hani oğlum altın, hicbiyerde altın yokki dedi. Hasan once Mesutun yuzune sert sert baktı ve lan manyakmısın oğlum ne altını yuru bi otel falan bulalım akşam oluyor. Daha sonra Mesut İstanbulun taşı toprağı altındır sozunun sadece bir deyim olduğunu oğrendi ve Hasanın yanına gidip senin a**na k*yim Hasan, altın var diye beni kandırdın kuru ekmeğe muhtac kaldık der. Hasan buna pek aldırmaz ve Mesuta 3 milyon verip git şu bakkaldan bi sigara alda icek der.
İşte Hasan ile Mesut’un İstanbula geliş hikayeleri boyledir. Şimdi ikiside karın tokluğuna İstanbulun altın toprağı uzerinde calışıp, hayatlarına devam etmektedirler. Tabi ikiside bu hayattan memnun değillerdir ama bu Mesut’un umrunda değildir, onun icin onemli olan karnının doymasıdır. Karnım doyuyorsa eğer gerisi teferruattır diye duşunur. Hasan icin ise durum cok daha farklıdır, onun gozu hep yukseklerdedir ve zenginlik uğruna yapamayacağı şey yoktur. Zaten İstanbulada bu yuzden gelmiştir, zengin olabilmek icin. İstanbula geleli henuz 3 ay olmuştur ve ikisi beraber ucuza buldukları bir pansiyonda kalmaktadır. Aslında ilk geldiklerinde başka bir pansiyona yerleşirler ama pansiyonun ismi Altın pansiyon olduğu icin Mesut orda kalmak istemez ve başka pansiyona yerleşirler. Şu anki pansiyonlarının ismi Sefiller pansiyon olduğu icin Mesut bundan oldukca memnundur. Hasan ise bu tur onemsiz detaylarla kafa yormak yerine zamanını daha onemli şeyler duşunerek gecirir. Boş zamanlarında piyasa araştırması yaparak en karlı yatırımın ne olacağını oğrenmeye calışır. Arada sırada ikisi beraber sosyal evlere giderek sosyalleşme gereksinimlerini karşılarlar. Mesut sosyal evlere ilk kez İstanbulda gitmiştir ve ilk gittiğinde utancından gomleğini başına gecirip, kafasını kuma sokarak, beni niye buraya getirdin lan godoş diye Hasana kufur eder. Hasan ise o sırada coktan sosyalleşmiştir bile ve zorla Mesutu bir kadının yanına goturerek onu milli yapmasını ister. Daha sonra Mesut icerden gulucukler sacarak cıkar ve Hasana teşekkuru bir borc bilir.
Gunler haftaları, haftalar ayları, tilkiler tavşanları kovalar ve zaman amelelikle gecmeye devam eder Hasan ile Mesut icin. Bir gun yine işe gitmek icin erkenden uyanan ikili, giyinip otobus durağına giderler. Bir muddet otobusun gelmesini bekledikten sonra sonunda otobus gelir ve buyuk bir kalabalığın arasından itekaka otobuse binmeyi başarırlar. Otobus o kadar kalabalıktırki bırak iğnenin yere duşmemesini, iğneyi atacak boşluk bile yoktur. İşte bu kalabalığın arasında yollarına devam ederlerken, piisss sapıııkkk diye bir cığlık duyulur. Bu cığlığı atan, Mesutun onundeki guzel bir kızdır ve Mesutu fordculukla suclar. Mesut ne olduğunu bile anlayamadan otobustekilerin tepkisiyle karşılaşır ve herkes ona linc girişiminde bulunmak ister. O sırada Hasan olaya mudahale ederek, bir yanlış anlaşılma oldu galiba herkes sakin olsun biz polisiz bir ihbar uzerine bayanın uzerini arıyorduk ama ihbar yanlış cıktı bayan temizmiş, biz ilerde inelim kaptan der. İlerde inerler ve Mesut hala ne olduğunun farkında değildir. Hasana “ne oldu oğlum ya fordcu ne ben bi b*k anlamadım” der. Hasan ise lan gerizekalı ben olmasan linc edeceklerdi seni, kuşuna biraz sahip cık beygir diye cevap verir. Daha sonra başka bir otobuse binmek icin beklerler ama işe gec kalacaklarının farkına varmışlardır. Otobus gelince hemen binip işe doğru yola koyulurlar. İşe vardıklarında yaklaşık 1 saat gec kalmışlardır ve patronları “saat kac lan soytarılar bu saatte işemi gelinir bi daha gec kalırsanız hic gelmeyin tamamı eşoleşekler” der. İkiside buna biraz icerlemişlerdir ve moralleri bozulmuştur. Hasan icinden “ben sana birgun bunun hesabını sorarım pez*venk senin sulaleni satın almassam benim adımda Hasan değil” der. Bu olaydan sonra işe gec kalmamaya ozen gosterirler. Aslında bunun sebebi patrondan korkuyor olmaları değil, işten atılırlarsa parasız kalacaklarından ve hemen başka bir iş bulamayacaklarından korkmalarıdır.
Gunler Mesut’un saflıklarıyla, Hasan’ın zenginlik hayalleriyle ve ikisinin amelelikleriyle gecmektedir. Hasan mutlu gunlerin cok yakında olduğuna inanmaktadır, Mesut ise lahmacunun guzelliğine…….


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Tamamen Bana Aittir..........
Arkadaşlar belki ilk başlarda cok fazla komik bulmayabilirsiniz ama hikaye ilerledikce daha komikleşecek merak etmeyin............
Yorumlarınızı eksik etmeyin, okuyup yorum yapmadan cıkıp gitmeyin, başka bişey istemiyorum........
__________________