CARŞI İZİNİ
(hikaye)



Karanlık henuz yeni cokmuştu. Parkta birkac insana tesaduf edebilirdiniz. Orası aydınlık ve oturulacak yerleri vardı.
Veli pencereden uzun suredir sokağı seyrediyordu. Bir turlu o adamı goremedi. Abdullah Ocalan’a ne kadar da cok benziyordu. Once parka gelmiş, sağına soluna baktıktan sonra oradan uzaklaşmıştı. Nasıl olurdu. İmralı’dan cıkıp buralara gelmek. İnanılmazdı. Oysa Veli’nin gorduğu gercekti. Hayal değildi. Abdullah Ocalan’ın ta kendisiydi.
Veli pencereden uzaklaştı. Annesinin yanına geldi. Heyecan icindeydi.
“Anne inanılmaz bir şey gordum.” Dedi
Annesi “ne gordun?” diye sordu.
“Parka bir adam gelmişti. Lambanın altındaydı. Yuzunu bana donunce onu tanıdım. Gorduğum Abdullah Ocalan’dı.”
“Oğlum o cani hapishaneden nasıl cıksın?”
“Oyle ama ben gordum onu.” Veli devam etti. “Anne şimdi ben dışarıya cıkacağım. Belki ona rastlarım. Eğer o ise konuşmayı denerim.”
Annesi “oğlum o cani sana bir zarar verebilir. Gitme, boş ver.” Dedi.
“olsun anne. Gideceğim. Ve onun fotoğrafını cekeceğim. Gazeteler “cani dışarıda” diye yazacaklar. Haberim meşhur olacak.”
Veli’nin annesi oğlunun ardından endişe ille baktı. Soylediğine inanıyordu. Yetmişli yıllarda mafya babaları hapiste iken bir kacına boyle izin verilmiş ve birinin fotoğrafı da gazetelere cıkmıştı. Belki o caniye hava alsın diye izin vermişlerdi.
Veli kaldırımda ağır ağır ilerliyordu. Parka gelmişti. Trafiğe baktı. Arabalar eve donuş yolundaydı. Vızır vızır işliyorlardı. Gozune boş bir bank kestirdi. Gitti oraya oturdu.
Şimdi işi beklemek ve Ocalan’ı gorup fotoğrafını cekmek olacaktı. Gozleri tek bir noktada birleşiyordu. Parkın giriş yeri. Veli gorunmemek icin biraz kuytuda duruyordu. Orada ışık yoktu. Goruş acısı mukemmeldi. Ocalan’ı fotoğraf makinesi ile cok iyi enseleyebilecekti.
Zaman ilerliyordu. Parka gelen giden oluyor ama beklenen kişi gorunmuyordu. Veli’nin yanına yaşlı biri geldi oturdu. Selam verdi. Veli mukabele etti.
Yaşlı “birini mi bekliyorsun?” diye sordu.
Veli “yok amca. Biraz dinleneyim dedim geldim.” Dedi. Gerceği acıklamak uygun olmazdı. Sırrını yaşlıdan saklaması gerekiyordu. Yalanı sevmedi ama buna zorunluydu. Veli “amca bu parklar da olmasa gelen giden hic dinlenemez.” Diye konuştu.
Yaşlı “oğlum boyle yerler iyi ama ipi kopuğu gelmese daha iyi olacak. Gecen gun buraya pkk lılar geldi. Gosteri yaptı. Neymiş “Ocalan’ı tahliye edin.” İş enayiliği gecti. Devlet ona en ufak bir musamaha gosterirse bunun adı zokayı yutmak olur. Dış devletler hep bunun icin calışıyor. Onu serbest bıraktırıp siyasete sokmak istiyorlar. Bazı aklı evveller de bu zokayı yutacağım diye uğraşıyor.” Dedi.
Veli dinliyordu. Yaşlı amcanın anlattıkları oldukca belagatli şeylerdi. Demek Ocalan’ı gormesi boşuna değildi. Pkk lıların eylem yaptığı yeri gormeye gelmiş ama Veli tarafından zumlanmıştı. Veli yaşlı amcaya acılmayı denedi. “Amca sizin zamanınızda hapishanede yatan bir sucluya akşam vakti sokağa cıkma izni verirler miydi?” diye sordu.
Yaşlı adam “bizim gencliğimizde entrikalar daha cok olurdu. Ama pek bilinmezdi. Cunku o zamanlarda iletişim aracları pek gelişmiş değildi. Sucluya once carşı izni verirler gece vakti cıkarırlar, o istediği gibi gezip tozar, kacacak olursa yakalandığında hem musamahadan olur hem ceza evi yonetimi suclunun firar ettiğini acıklardı.” Dedi.
Veli sordu. “Peki suclu dışarıya cıkmak icin ruşvet verir miydi?”
“Elbette verirdi. Zaten dışarıya buyuk kodaman suclular cıkardı. Cunku onların parası coktu.”
Veli başını parkın girişine tesadufen cevirdi. O an Abdullah Ocalan’ı yeniden gordu. Veli yaşlıdan musaade aldı. Yerinden kalktı. Ocalan’ın yanına doğru yurumeye başladı. Fotoğraf makinesi hazırdı. Flaşını kapattı. Duğmeye bastı. Fotoğrafı cekti. Ocalan cıkan sesi duyunca Veli’ye doğru baktı. Zumlandığını fark edince hemen karşı yolda duran renault marka arabaya doğru ilerledi. Bindi. Ve uzaklaştı.
Veli sevinc icindeydi. Bu gun bir sır elde etmişti. Ne yapacağını bilemedi. Evine doğru yurumeye başladı. Veli yururken cektiği fotoğrafa baktı. Ocalan’ın yuzu gayet net cıkmıştı. Aklına internet geldi. Fotoğrafı hemen yayınlamalıydı. Yonunu internet kafeye cevirdi.
Kendine bir masa actırdı. Gitti oraya oturdu. Usb bağlantısı elinde titriyordu. Cunku heyecanlıydı. En tanıdık bir haber sitesini actı. Oraya fotoğrafını kayıt etti. İşlem bitmişti. Aradan beş dakika gecmişti ki Ocalan fotoğrafı rekor sayıda goruntulenme almıştı. Veli’nin hazzı hat safadaydı. “İşte bu. Haber boyle olur.” Diye soylendi. Masasından kalktı. Kasiyere ucretini odedi. İnternet kafeden cıktı.
Ertesi sabah Veli zinde uyanmıştı. Kahvaltısını keyifle yaptı. Hazırlandı. Dışarıya cıktı. Gazeteleri kontrol edecekti. Bir bayii buldu. Raflarda duran gazetelere goz gezdirdi. Ama kendi haber fotoğrafı yoktu. Umidini kesmedi “mutlaka haberim cıkacak.” Diye soylendi. O gun hep beklemekle gecti. Sonraki gun acele ile kalkıp gazete bayisine gitti. Butun gazetelerde kendi fotğrafını gorunce “odul benimdir.” Diye soylendi.


Telif Sahibi: Tuna Mustafa YAŞAR
__________________