Cetin Altan ustanın yazısını mutlaka okuyun, cok eğlenceli ve guzel anlatmış.


Sucuklu yumurta

Orta boy teflon bir sahanın icine yarım corba kaşığı tereyağı koyduktan sonra, sahanı once yarım yakılmış elektrik, yahut gaz ocağının ustune oturtmak...
Ve ekmek tahtası ustunde, zarı onceden ayıklanmış, 7 - 8 dilim sucuk kesmek, yuvarlak yuvarlak ve oldukca ince...
Sonra da sucukları, yağı henuz erimiş, ama kızgınlaşmamış teflon sahanın icine dokup yaymak ve kapağını kapatmak sahanın...
Sıra geldi buzdolabından bir cift taze yumurta almaya...
Aldık yumurtaları ve once birini, mutfak tezgahının ortasındaki musluk yalağı kıyısına vurarak, ortasından bir guzel catlattık; daha doğrusu hafifce kırdık... O sırada da actık teflon sahanın kapağını...
Oh aman, o ne guzel bir sucuk kokusu, kızgınlaşmış yağın icinde...
İki elimizle yumurtayı sahanın ortasında ikiye ayırıverdik... Once yumurtanın akı dokulur gibi oldu sucukların ustune ve tiril tiril yumurta sarısı da duştu sahanın ortasına, peşinden surukleyerek henuz ciğ olan aklarını...
Yanına kırdık ikinci yumurtayı da...
Dağılarak hızla beyazlaşmaya başlayan ciğ yumurta akları...
Ve yine kapattık sahanın kapağını; altındaki ateşi de, biraz daha kıstık.
4 - 5 dakika yeter sucuklu yumurtanın pişip kıvama gelmesi icin...
***
Hafta sonlarında dahi gidecek yerinizin bulunmadığı yatılı okul yıllarında; haftalığınız sadece 1 liradan ibaretse ve okulun karşısındaki sandviccide sucuklu yumurta 60 kuruş, sinema da 66 kuruşsa...
Cumartesi gunleri oğlenleyin okuldan Beyoğlu'na cıkınca; apışıp kalırsınız sinemaya gitmekle, sucuklu yumurta yemek arasında...
***
Sandvicci dukkanında ayak ustu on kuruşluk, kaşar peynirleri erimiş sıcak bir sandvic yerken de; sucuklu yumurtanın o mis gibi kokusu nasıl da, hic denenmemiş bir genc kız opuşu gibi kaplayıverir tum benliğinizin gorunmeyen ozlemini...
***
Dunku Posta gazetesinin manşeti:
"Para yok parmak yok - Sigortasız işci parmağını hızara kaptırdı. Parmak elinde devlet hastanesine gitti. Ozel hastaneye gidecek parası olmadığı icin hayata artık bir parmak eksik devam edecek"
Dunku Radikal gazetesinin manşeti:
"Bir okuldaki 405 cocukta, 1014 hastalık - Cocuk sağlığında urkuten manzara - Uc yıllık araştırmanın gosterdikleri: En yaygın sorunlar ağız ve diş sağlığında. Ruhsal bozukluk oranı yuzde 19'dan yuzde 53'e cıktı"
***
Vaktiyle sıkıyonetim savcıları, ulkedeki bozuk ekonomiden kaynaklanan acılı haberlerin on plana cıkarılmasına kızarlar ve:
- Milletin moralini hangi amacla bozmaya calışıyorsunuz, diye sorarlardı...
Bendeniz o sorulara yanıt vermeye calışırken, nedense hep mis gibi kokan sucuklu bir yumurta duşunurdum...
***
Mis gibi kokan sucuklu bir yumurta...
Nasıl olmuştu da, ozellikle İngiltere'de yoğunlaşan "hortlak oykuleri", yani bazı şatolarda olulerin geceleri karanlıkta gorunduğu anlatımları; sinemanın ve televizyonun keşfiyle gercekleşmişti?
Orneğin Gazi de artık gorunuyordu ekranlarda, İsmet Paşa da, Charlie Chaplin de...
***
İsmet Paşa, Gazi'den sonra Cumhurbaşkanı olduğu zaman; başbakanlığa getirdiği eski Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam, ilk verdiği demeclerden birinde şoyle demişti:
- Her işimiz A'dan Z'ye bozuktur...
İsmet İnonu'nun ilk Başbakanı, 29 Ekim 1923 - 10 Kasım 1938 arasında yapılmış olan butun işlerin baştan aşağı bozuk olduğunu ilan ediyordu adeta...
***
Daha sonraları hic kimsenin ustunde durmadığı bu carpıcı demeci; 1950'den sonra İsmet Paşa muhalefete duşunce, bendeniz kendisine eski Meclis binasının muhalefete ayrılmış kucuk grup odasında hatırlatmış ve sormuştum:
- Sizin zamanınızda da duzelmedi oyle değil mi, neden?
Paşa şu yanıtı vermişti:
- Vakit bulamadık. Biz iktidara geldiğimizde 2. Dunya Savaşı patladı. Bittikten sonra da, ayrıldık iktidardan...
***
Ankara Palas'ta bir oğle ustu Yakup Kadri ile baş başa yemek yerken; ona da tek parti doneminin neden temel bir değişimi sağlayamadığını sormuştum:
- Ankara'nın kadrosu yoktu, demişti. İster istemez İstanbul'daki eski iktidar kadrosu getirildi Ankara'ya; onlar da eski alışkanlıklarını surdurup goturduler...
***
Ankara'daki kadro eksikliğine vaktiyle İsmet Paşa da, bir demecinde değinmişti:
- Biz Ankara'da tren istasyonuna gider, İstanbul'dan gelen trenden kravatlı birinin inmesini beklerdik, Hariciye Vekaleti'ne memur yapmak icin...
***
Geldik 2003 yılının da sonuna...
Ve bendenizde bazen yine beliriveren, cocukluğumdan kalma gizli ozlem; mis gibi kokan sucuklu bir yumurta...


http://www.milliyet.com.tr/2003/11/01/yazar/altan.html
__________________