Yaşadığımız kentten kilometrelerce uzakta bir İngiliz kasabasında yaşayan
iki afacan kardeşin hikayesi...

Yaşadıkları bolgede kırık cam, kuyruğuna teneke bağlanmış kedi, inik
araba lastiği, kapıdan calınan sutler gibi pekcok hadisenin faili olarak
bu iki afacan kardeş gosterilmekteydi...

Kasaba halkı artık "illallah" demişlerdi afacan kardeşlerden,
haklıydılar.... Ailesinin bile zaptetmekte zorlandığı bu afacanları yola
getirmek icin kilise fikri ortaya atıldı... Bunları ancak asabiyetiyle
nam salmış rahip dizginleyebilirdi... Ailesi iki afacan kardeşi kiliseye
rahibin yanına goturdu... Once buyuk kardeş rahiple başbaşa kaldı...

Rahip karşısındaki cocuğu urkutmek istemeyen bir tavırla sordu:
"Soyle yavrum, tanrımız nerde?" Kucuk afacan başını one eğerek sustu...
Rahip sakinliğini koruyarak:
"Soylesene evladım tanrımız nerde?"
"Huh?"
"Evladım sana soruyorum tanrımız nerde?"
-"Huh?" Asabi rahibin sinirleri bozulmaya başlamıştı:
-"Soylesene yav tanrımız nerde?"
-"Huh?"
-"Seni aşağılık afacan benim sorularıma cevap ver tanrımız
neeerdeeeee!!!!!!!"
Rahibin sinirden kıpkırmızı olduğunu goren afacan cocuk hızla kiliseden
kactı..
Kapıda sırasını bekleyen kardeşinin elinden tutarak evlerine doğru
koşmaya başladı... İki afacan odalarına girip kapılarını kapattığında
kucuk kardeş ağabeyine:
"Biz kimden ve neden kacıyoruz?" diye sordu.
Soluk soluğa kalan buyuk kardeş ise:
"Bu sefer başımız gercekten dertte... Tanrı kaybolmuş, bizden
biliyorlar......."