Az once iş icabı Isparta'da bir muşterimizi aradım. Telefonu acan kibar bayana ilgili kişinin mail adresini sordum. Hanımefendi gayet kibarca "Bizim burada Internet cekmiyo" dedi !!
Cuma akşamı gecenin bir yarısı Arnavutkoy'de taksi arıyordum. Fakat etrafta bir tane bile yoktu. Arabasını park etmiş yemek yiyen bir taksici gordum. Adama yaklaşıp,
"Abi musait misin?" dedim. O da, "Ehliyetin var mi?" diye sordu. Taksim'e kadar taksiyi ben kullandım, o paşa paşa yemeğini yedi.
Bir gun minibuste gidiyorum adamın birini cep telefonu caldı o da actı konuştu. Şofor ona bağırdı, kardeşim cep telefonunu kapa diye. Adam da niye senin minibusunde abs yok ki dedi. Minibuscu de herhalde cok icerlemiş olacak bu duruma motor hararet yapıyo dedi. Butun herkes kırıldı gulmekten.
Okula ulaşmak icin, Beşiktaş Akaretler'den Sarıyer minibusune biniyorum. Epey boşca olan minibuse, orta yaşlarda bir abi biniyor ve benim gibi en ondeki uclu koltuğa, yanıma oturuyor. Az sonra cebinden cuzdanı cıkarmak icin hafifce ayağa kalkan abimiz, minibuscunun ani freni ile kafasını sert bir şekilde minibuslerde motor kabini uzerinde bulunan tahta para kutusuna carpıyor. Ebleh bir bakışla yerine oturan abide bir kısa devre olmuş olacak ki, parayı minibuscuye uzatıyor ve: - Bi kısa Camel versene!
Bilirsiniz, bir ara zibidi genclerde cuzdana zincir takip sarkıtma modası vardı. İstiklal'de yururken, yanımdan bu model bir tip geciyordu ki, adamın teki bombayı patlattı: "Ne o lan? Kopeğin gıccına mi kactı ???"
Bir gun yolda giderken kaset satan bir dukkanın camında aynen şoyle bir yazi gormuştum: "Arabalar icin cistakli muzik gelmiştir. " Hay Allah'ım yaa!
Benim bir Murat dayım var. Cok egzantrik bir kişi. Bundan 5-6 sene once cok komik bir olay yaşattı bize. Bir gun elinde 40-50 santim boyutunda bir aluminyum cubuk ile eve geldi ile zor guc uğraşarak bunu 2 gunde spiral bir yay haline getirdi. Ama ne icin bunu yapıyordu bilmiyorduk ve sorunca "benim elbet bir bildiğim var" diyordu. Daha sonra bir seramik parcası buldu ve bunu matkap ile bir suru delikler actı ve bunlara vidalar gecirdi. Ve yine bu yaptığı yayı bu seramik parcasının uzerine montaj etti. Daha sonra uzerlerine rengarenk ceşit ceşit kablolar yerleştirdi. Ne yaptığını bir turlu anlayamıyorduk. Galiba sonunda uşutmuştu. Dur durak bilmeden bu yaptığı acayip şey ile uğraşıyordu. Neler yapmıyordu ki? Bu alete sonunda ampul ve hoparlor bile yerleştirmişti. Ve neyse beklenen gun gelmiş catmıştı. Yuzunde bir gulumseme ile odaya girdi ve "işte size dunyanın ilk pilsiz calışan radyosu" dedi. Allah Allah! haklıydı! bu ne olduğu anlaşılmayan sacma şey biraz parazitli olsa bile bir radyo istasyonunu cekiyordu. Bu arada diğer dayım, tabii kendisi elektronik muhendisi olur, aleti inceliyordu ama ne olduğunu nasıl calıştığını bir turlu kavrayamıyordu. Tabii butun bu olaylar olurken aleti yapan dayım "sakın fazla kurcalamayın bozulur" deyip aleti elinden bırakmıyordu.
Muhendis olan dayım oyle kala kalmıştı. "Ben boyle bir şeye hayatımda rastlamadım" diyordu... Neyse dayım sonunda olayın sırrını acıkladı ve elbisesinin altındaki kucuk el radyosunu cıkarttı. Gulmekten yerlere yıkılmıştık...
İzmir'den trene binen yaşlı teyze konduktore Ege şivesiyle "Menimen'e gelence beni haber et yavrıım, unutma" der. Gecenin ilerleyen saatlerinde konduktor Menemen'i gecer gecmez yaşlı teyzenin Menemen'de ineceği aklına gelir hemen makiniste gidip haber verir. Makinistte gecenin bu saatinde teyzeyi buralarda indiremeyeceğimize gore geri geri gideceğiz soran olursa "tren makas değiştiriyor" deriz diyor. Bir yarım saat geri geri giderek Menemen'e geliniyor ve Konduktor teyzeye gidip haber veriyor "hadi teyze Menemen'e geldik" diye.Teyzem "sağ ol yavrıım" deyip cantasından hapını cıkarıp iciyor.
1,5 yaşında bir oğlum var. Ee tabi biraz kakada problemliyiz. Oğlumun bezini değiştirirken, eğer bezimizde kakamız varsa hep onu seni haydut, seni diye severek alırım. Bu lafımı oyle benimsemiş ki oğlum.. Bir gun karşıma gecti ve elini kıcına vurarak anne haydut, haydut dedi...
İzmirliler bilir, toplu taşımada Kent kart uygulaması vardır. Karta para yuklersiniz, otobuslerde manyetik okuyucuya tutarsınız ve okuyucu okuduğuna dair sinyal sesi verir. Kent kart uygulamasının ilk yılıydı. Yaşlı ama cok tonton bir teyze elinde Kent kartla otobuse bindi. Nedense kartı şoforun suratına doğru tuttu. (Herhalde paso gibi gosterilecek zannetti.) Şofor iki-uc saniyelik şaşkınlık periyodunu atlattıktan sonra,
"Biiiiip!" dedi. Teyze bi şey olmamış gibi gecip şoforun arkasına oturdu. Otobusteki herkes kahkahalarda gulerken bense şoforun zekasına hayran olmuştum.
Duran ve pek dolu olmayan bir minibuse koşarak bindim pek dolu olmamasına rağmen minibus hareket etmek uzereydi tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibuse bindi birbirlerinin yuzune bile bakmıyorlardı cocuklardan biri şofore parayı uzattı -Abi bir oğrenci bir de hayvan alır mısın ?
Muhittinler ailecek İtalya turuna gidiyorlar. Bilirsiniz Roma hırsızlar cenneti bu yuzden kaldıkları otelden Muhittinlere hırsızlara karşı dikkatli olmaları, odalarında hic bir değerli eşya bırakmamaları tembih ediliyor. Neyse Muhittinlerde tedbirli olup her şeylerini yanlarında gezdiriyorlar. Beklenen oluyor ve Hırsızlar odaya giriyorlar. Tabii ki hic bir şey bulamıyorlar, diş fırcaları ve bir fotoğraf makinesinden başka. Hırsızlar tabi sinirleniyorlar bunun ocunu almak icin cırılcıplak soyunuyorlar ve buldukları diş fırcalarını muhtelif boşaltım organlarına surup fotoğraf cektiriyorlar. Muhittinler de olaydan habersiz diş fırcalarını kullanıyorlar taa ki, İstanbul'a donup fotoğrafları tab ettirene kadar...
Lise 2'nci sınıftaydım. Sınıfımızın espri kaynağı Cağın adında bir arkadaş vardı. Dur durak bilmez, sınıf icerisinde espriler yapar, yanık turkuler patlatır, derslerin en can alıcı noktalarında bile hocaları ve bizi yerlere yatırmakta tereddut etmezdi. Yine bir gun kimya dersinde oldukca onemli bir konu işlediğimiz sırada arkadaşımız yine bildik işlerinden birine koyularak durup dururken "23 Nisan kutlu olsun" şarkısını yuksek sesle soylemeye başladı. Herkes onun bu huyunu bildiğinden hafif guluşmelerle gececeğini sanıyorduk ama susmak uzereyken Kimya hocamız hızla ona donup "Başka bir şey var mı Cağın?" dedi... Herkes suspus olmuş cevabını bekliyordu. Cağın once bize suzdu,
sonra hocaya baktı ve hic istifini bozmadan "HAYDİİİ hep birlikte soooyyyleeeyeeliiimm !!!" diyerek şarkıya devam etti. Sınıf kopma derecesini aşarken Cağın'a da her zamanki gibi disiplin kurulunun yolları gozukmuştu....
Bu hikaye Trakya'da gecmiş gercek bir olay; Yaşlı bir amca, eşeğinin uzerinde karayolunda seyretmektedir. Bunu goren trafik polisleri, amcaya takılmak isterler ve durdururlar.
Polis: Be amca, necin dakman golani? (Golan: Emniyet kemeri.)
Amca: Dakmam be iste!
Polis: E bak gordun mu, şimdi ceza keseceyik.
Amca: Kes bakalım ne keseceysan da gidecem, acele isim var.
Polis: Peki amca, cezayı sana mı yazalim yogsam eşeğe mi?
Amca: ???
Polis: Yani cezayı sana yazarsak beş milyon odeycen, eşeğe uc milyon odeycen.
Amca: Bana kes o zaman.
Polis: Neden sana keseyon amca?
Amca: Onun sicili temiz ossun, polis yapcez onu!
Tam olarak hatırlamıyorum ama 3 sene oncesiydi galiba.. Mersine tatile gitmiştik. Annemin arkadaşının kızları, ben ve 2 kardeşim. Kızlar ve kardeşim sahilde guneşleniyorlardı. Bense masum masum tabi olacaklardan haberim yok muzır kardeşimi yuzduruyordum.. Sonra onu denizden cıkardım ve 10 dakika ben kaldım denizde. Bu arada yaşlı amcanın teki beni denizden cıkarttı zorla. Ne olduğunu anlamadım ilk once.
Bana bizim muzır kardeşi gostererek 'bu senin kardeşinmiş oyle mi' dedi. Ben de eveeet dedim. Sonra adam deniz kenarındaki boku gosterdi.'bak dedi kardeşin naağapmış 'zavallı ben şoka girdim. Butun sahil beni izliyor. Bizim kızlar havluları başlarına cekmişler rezil olduk diye ama ben varım ortada. Sahilde genc dolu, hepsi bakıp guluyor. Varya Allah sizi inandırsın hani şu truffy kartlarında olur ya bok şekli aynı
onun gibi.. Dahası var. Amca dedi ki boku al git cope at! Amca sen ne diyon sahilden milletin onunden bir avuc bokla gececekmişim
Nitekim gectim... Herkes koptu tabi.. Bir daha da inmedim o sahile ..Bir arkadaş anlattı. gecenlerde Taksim'de yururken sıkışınca McDonalds'in tuvaletine girmiş. Tuvaletten sonra elini kolunu sallaya sallaya restorandan cıkarken elemanlardan biri arkasından seslenmiş: "Bir gun yemeğe de bekleriz..."
Ustunuze afiyet, o gun biraz mideyi bozmuştum. Ancak aynı gun bir hastamızı ziyarete gitemem gerekiyordu. Otobus durağına gittim ve beklerken wc alarmı calmaya başladı. sağa sola wc bulmak icin baktım. Az ileride bir pasaj vardı. Orada kesin wc vardır duşuncesiyle başlama atışını duymuş atletler gibi koşmaya başladım. Pasaja daldım ve orada dolaşan caycıdan wc'nin nerede olduğunu sordum. Caycı iki kat yukarda sağda olduğunu soylerken ben bir kat cıkmıştım bile. Hemen wc'ye daldım, ve rahatladıktan sonra derin bir oh cektim. Artık wc'den cıkıp yarım kalan yolculuğuma devam edebilirdim. Ancak bir surprizle karşılaşmıştım. Kapı acılmıyordu. Tum gucumle kapıyı cektim, yumruklar tekmeler attım, ama kapının acılmaya hic niyeti yoktu. Tum gucumle bağırmaya başladım. Kimse yok mu orda? yardım edin, kimse yok mu orda? Bir yandan bağırıyor bir yandan kapıyı yumrukluyordum. Tam yarım saat gecmişti. Kan ter icinde kalmıştım. Birden yaklaşan ayak sesleri duydum. Avaz avaz bağırdım. Yardım edin kapı acılmıyor, cıkarın beni buradan. Kapı acıldı. Karşımdaki, aşağıda bana tuvaletin bulunduğu yeri tarif eden caycıydı. Pişmiş kelle gibi sırıtarak, -amma gurultu yaptın lo,
kafamızı ..ktin be, demez mi. Benim şarteller attı. Bağırmaya başladım. Koskoca binada bir insan yok mu? Sesimi duyup ta yardım etmeyen ********dir. Ben merdivenlerden inerken caycı hala sırıtıyordu. Şerrrrrrefsiz eşşekoğlueşşek caycı bozuntusu.
Bir gun bir belediye otobusunde gidiyordum (yeşil olanlardan yani cep telefonu ile konuşulması yasak olan otobus), neyse adamın birinin cep tel caldı ve adam konuşmaya başladı belirli bir sure gectikten sonra bir bayan adamı uyardı. Lutfen cep telefonunuzu kapatınız diye, adamda gayet sakin bir şekilde konuştuğu kişiye bu otobus de cep telefonu ile konuşmak yasakmış ben telefonu kapatıyorum sen ara dedi... (ve inanamazsınız otobusteki herkes yerlere yatmıştı)
Okuldan eve ilerliyordum ve hava da muthiş yağmurluydu bu arada acayip derecede sıkışmıştım bacaklarımı birbirine dolayıp yurumem bile faydasızdı ben de dayanamayıp salıverdim zaten yağmur sularıyla yeterince ıslanmıştım pek bir şey fark etmemişti tamam tamam biliyorum iğrencim beni anlayabilmen icin yaşaman lazım ama itiraf etmeliyim ki cok rahatlatıcıydı işemek kadar guzel bir şey var mı ya?!
)) Bir gun arkadaşımla biraz alkol aldık daha sonra eve donuyoruz. İkimizde de yeterince alkol var dolmuş geldi ve bindik ineceğimiz yere yaklaşırken ona "durmasını sen soyle ben soyleyemeyeceğim "dedim. Oda dolmuşcuya "abi musait bir yerde iner misin" dedi once dolmuşcu anlamdı ama daha sonra dolmuştakilere eşlik edip gulmekten kırıldı indikten sonra arkadaşım hala ne yaptığının farkında değildi ve "ulan neden bana bu kadar gulduler" diye sormaya devam ediyordu
Bir abimize Bayburt'tan misafir gelen hayrettin isimli dostumuzu gezdirmekle mukellef olmuştuk. İlk durağımız alışveriş merkezi olan Gulfstar dı. Daha binanın girişinde kopmuştuk zaten cunku, otomatik kapıya gelince Bayburtlu arkadaş ilk falsoyu vermişti "LO BU KAPININ KOLU YOK "dedi. Tabi biz bunu fırsat bilip biraz gulmek istedik metin otomatik kapıya yaklaşıp "ACIL SUSAM ACIL"dedi. Tabi kapı acılınca Bayburtlu arkadaş kendinden gecmişti. Metine donerek "LO METİN SEN BUYUCİMİSİN" dedi. Tabi biz kırılıyoruz. Neyse iceriye girdiğimizde Bayburtlu kapanmış olan kapıya "ACIL SUSAM
ACIL "dedi. Daha sonra metine donerek "LO METİN BU KAPI ACILMIYIR" dedi. Zaten o sırada biz gulmekten paspas şeklini almıştık bile, tabi guvenlik gorevlileri de .
Guzide İstanbul'umuzun meşhur minibus hatlarından biri ile Kadıkoy semalarına doğru yol alıyorduk. Son durağa geldiğimizde, şehrin yabancısı olduğu her halinden belli bir zat minibus şoforune eğilerek "Evladım, deniz otobusleri nereden kalkıyor "diye sordu. Minibus şoforumuzun yanıtı ise kısa ve oz oldu 'Sahilden'.
Vakti zamanında Afyon ilimizin Sultandağı belediyesine eğitim vermek icin gittik ve verdik. Yaklaşık 3 hafta eğitimden sonra muşterimizin artık olayı kavradığını anlayaraktan Bursa'ya donduk. 1 hafta sonra bizzat 2 hafta bilgisayar eğitimi
verdiğim muhasebe muduru telefonda idi. Ve sordu -"xxxxx Bey bilgisayarla calışırken masam bitti" !! -"Nasıl yani, masa biter mi yahu" -"vallaha bitti calışamıyorum" -"peki biz gelip bakacağız" Haliyle anlam veremedik şikayete. Olay mahalline vardığımızda manzara su idi: pek maharetli mudur beyimiz mouseyi sağa suruklerken masanın sonuna gelmiş ve orda kalmış biraz daha gitse mouse duşecek diye korkuyor ve oooyle duruyor Mousecuk masanın ucunda.
Anlatacağım anıya inanmayabilirsiniz. Acayip bişiy cunku. Adını veremiycem bir arkadaşım (biz Tolga diyelim) Carkıfelek'te yarışcam diye kafayı kırmıştı. Eleman arıyo ama aylarca duşuremiyo numarayı. Neyse bir gun telefon lak diye duşuyo.
Yarışmadan siz kapatın biz sizi program sırasında arıycaz diyolar. Ama lutfen hattınızı meşgul etmeyin diyolar bir de. Bizimki (tolga) telefonun başına geciyo sevincle beklemeye başlıyo. Bi yandan da tv'de yarışmayı izliyo. Ha aradı ha arıycaklar bi vaziyet. Tam o sırada Tolga'nın dedesi kalp kirizi gecirmesin mi? Annesiyle babası hemen telefona koşuyorlar ambulansı aramak icin. Tolga deliriyor. Hayatta aratmam, programdan arıycaklar diyo. Yavrum ama deden gidecek diyorlar bir şey olmaz dedeme abartmayın diyo Tolga. Anneyle baba uzerine gelince mutfaktan bıcağı kapıyo.
Bir elde telefon bir elde bıcak yaklaşırsanız kendimi bıcaklarım diyo. Sonu acı aslında; dede vefat ediyo. Hastaneye yetiştirilirken son nefesini veriyo. Daha fenası (Tolga icin en azından) yarışmadan da aramıyorlar.
Saat gec olmuş. Artık okuldan kalkmışız, dolmuşla gelios. Dolmuş bi pazar mevki-inden gecerken bi amcaya carpma tehlikesi atlattı. Dolmuşcu da kafasını pencereden cıkarıp, "Amca lutfen kaldırımdan gider misin?" diye rica etti ama bizim amca, "Asıl sensin pezevenk. Ben seni kaldırıp ..kerim!" dedi ve tabii biz yerlere yattık. Dolmuşcu tornavidasını alıp, dolmuştan inip adamın peşinden koşmaya başladı. Devamını bilmiyorum cunku biz gulmekten yerlere duşmuştuk...
Benim anım değil, Ulku Tamer'in anısı. Radikalde okudum, super komik. Tiyatroları varmış, turnede Malatya'ya gidiyorlar, Oyun sahneleniyor. İlk gece şehrin buyukbaşları hep on safta. Ulku Tamer oyunda kızın babasını oynuyor, kızını istiyolar vermiyor. Cocuk aşk acısından oluyor vs. Halk acayip etkileniyor oyundan ağlayanlar falan. Oyun bitiyor iki polis geliyor kulise, komserim sizi istiyor diye. Ulku Tamer de cok etkilendi tebrik edecek heralde diye kalkıp gidiyor. Karakola bir giriyor, ortalık buz gibi. Komiser bizimkini gorunce sinirle ayağa kalkıyor -"Lan sen ne ******** adamsın be arkadaş. Vermedin kızı, bak ne oldu gul gibi oğlan oldu gitti." Ulku Tamer "ama efendim, gak guk" diye acıklayacak oluyor. Komiser "Sus diyor yarın akşam da gelip izleyecem eğer yine kızını vermezsen hepinizi karakola alıp falakaya yatırcam lan"
diyor. Ertesi gun Ulku Tamerler oyunun sonunu değiştirip oynuyolar. Kızını veriyo oğlana, oyun bombok oluyor ama komiser en on safta mutluluk gozyaşları dokuyomuş.
Atakoy'de bir arkadaşımda sabahlamıştım. Sabah otobuse bincem ama mekanı bilmediğim icin durağı sorcak birilerini arıyorum. Kimseler gecmiyo, neyse sonunda bir polis otosu gordum. Tarif ettiler durağı. "Şu bakkalı gec ilerle, ağacın ordan sağa kır ordan sola..." Teşekkur edip yurumeye başladım. Biraz yurumemiştim ki arkadan bir megafon "oğlum ağacın ordan sola kırsana lan, bak bak bak dinniyomu hic, huşş alooo" Durağı bulana kadar ekip otosu arkamdan bağırıp durdu.
Bir gun duşunceli duşunceli yolda yururken, birisine kuuuuuuut diye carptım. Bu kadarı da yetmiyomuş gibi ona donerek "afedersiniz" dedim. meğer carptığım şey direkmiş. ustelik sabahtan beri beni takip eden kişiler de "ne salakmış" diyerek peşimi bıraktılar. arkadaşlarıma anlattım, direkten ozur dileyerek benimle dalga gecmeye başladılar. Ne kadar rezil, siz duşunun artık.
Bir kış gunuydu. Evimizin onudeki kaldırım buz tutmuştu. Sokağın başından eve giderken duşerek yokuş aşağı kaymaya başladım. O sırada balkonda olan oğlum aynen şoyle dedi;- baba eve uğramadan nere gidiyon!!!
Bizim Erzurum'da Teyyo Dede var. Cok buyuk yalancıdır ama cok komiktir yalanları. Neyse bir gun kahvedeler. Teyyo Dede bir av anısı anlatıyo ama millet tv'deki maca dalmış. Teyyo dede bakıyo ki kimse dinlemiyo biraz dikkatleri toplayayım diye başlıyor anlatmaya."Sonra baktim karşıma bir ayi cıkti" Uc beş kişi macı bırakıp donuyo Teyyo Dede'ye. Teyyo Dede biraz daha ilgi cekmek icin bi daha sallıyo "sağıma dondum, ola o da ne bi dene kurt" Bi beş on kişi daha donuyo Teyyo Dede'ye. Bi daha sallıyo "Ola oğlum sola dondum , bi dene cakkal" Hemen hemen herkes donuyo Teyyo Dede'ye: ama yine de bir iki kişi maca bakıyo hala. Teyyo Dede son bir kez daha sallıyo "arkama dondum, ola o da ne arkam ucurum" Herkes merak ediyo. "Ee sonra ne oldu Teyyo Dede?" Teyyo Dede o kadar yalan uydurdu ya şimdi nasıl cıkcak işin icinden diye merak ediyolar bizimkiler. Teyyo dede duruyo duruyo. "Ne olacak, ayı beni yedi" Hahahaha! Millet guluyo tabi, sonra biri "İyi de Teyyo Dede bu ayı seni nasıl yemiş yav, sen yaşıyon işte" diyo. Teyyo da herife şoyle bakıyo "Bırak Allahın sevirsen, sen buna yaşamak mı diirsen?" diyo.
Sultanbeyli'ye Tiyatro gelmiş. İslamcı oyun oynuyorlar elemanlar. Neyse oyunun bir yerinde rol icabı İsrail askeri kılığına girmiş elemanlar filistin genci rolundeki gencin kolunu kırıyorlar. Oyunun başından beri gaza gelen hacı amcalardan biri tam o sahnede daha fazla dayanamayıp "Tekbiiiir Allahu ekbeeer " diye bağırarak fırlıyor ve ayakkabısını cıkarıp İsrail askerlerinden birine fırlatıyor. Asker rolundeki herifin suratı kan icinde kalıyor. Oyun iptal ediliyor ama işin komiği ayakkabıyı fırlatan hacı amcaya anlatamıyorlar bunun bir oyun olduğunu. O hala "munafıklar bırakmadınız diğerlerini de devireyim" falan diyormuş.
Minibusteyiz, kızın biri bindi minibuse. Kibar olmaya calışan abuk bir kız bu. Neyse kapıyı kapatmaya calışıyor acıp kapatıyor acıp kapatıyor ama kapı otomatik olduğu icin kapanmıyor. En son dayanamadı bu, "şofer bey, ay bu kapı kapanmıyo". Dikiz aynasından pis pis kızı gozetleyen şofor dondu. "yeter bacı iki saattir ...ktin bıraktın kapıyı zaten"
Bi kac hafta once tahlil vermek icin laboratuardaydım. Neyse hemşire once kan aldı ve idrar tahlili icin şu beyaz kaplardan verdi neyse uzatmayayım bide cizgi cekti buraya kadar manasında, dibinde bi yerde yani benden onceki adamın
cıkmasını bekledim adam bi cıktı idrarı dolduracağı kabı ağzına kadar doldurmuştu ve idrar yerlere ellerine falan dokuldu. Hemşire bu kadarına gerek olmadığını soyleyince adamın verdiği cevapta koptum zaten: -başka kap vermediğiniz icin hepsini buna doldurmak zorunda kaldım.
Yeni bir eve taşınmıştık ev daha yeniydi. 5. katta oturuyorduk, asansorlu bir apartmandı. Annem bankadan eve geliyordu bende balkondan gordum onu ve kapının merceğinden seyretmeye başladım. Annem kapıya gelip ters ters bakmaya başladı. Ve gidip geliyordu koridorda. Ben de kapıyı acmadım hala seyrediyordum. Zile basmasını bekledim basmadı. Bir kac kere gitti geldi koridorda en sonunda dayanamayıp aşağı doğru inmeye başladı. O sıra kapıyı actım anne nereye gidiyorsun dedim. Annem de cok sevinerek den aa orası bizim ev mi dedi. Bende annemin saflığını bildiğimden dolayı gulmedim normal karşıladım. Sonra bana demesin mi ben orayı Naime Kartların evi sanmıştım.orda gulmekten yarıldım tabi. Kapının ustunde Name Card (yani isim kardı ) yazıyordu annem onu Namie Kart anlamış
)) E annem ne de olsa
yapar bole şeyler. Ben ve arkadaşım bir gun bir durakta otobus bekliyoruz. Bundan yaklaşık 5-6 sene evvel. Takım elbiseli, havalı bakışlar atan bir şehir magandası da yanımızda beklemeye başladı. Bir muddet sonra belinin yan tarafında değil de on tarafında kemerinde asılı duran, iğrenc renkte kılıflı devasa bir cep telefonunu gostere gostere cıkarttı ve başladı oynamaya. Bu arada da bizi suzuyor hava atacak ya. Birden -şu bizim Almanya'daki Selma'yı bir arayayım, diye bir cumle sarf etti bize kibirli bakışlar atarken. Sonra başladı konuşmaya. Biz de duşunuyoruz: Vay be maganda hakikaten Almanya'yla falan
konuşuyor be. O zamanlar bizde telefon da yok. Hayıflanıyoruz. Bizimki konuşmayı şova donuşturuyor. Tam direktifler verdiği sırada pat, konuştuğuna inandığımız telefon kulağındayken zangır zangır calmaya başladı. Bizimki eşekten duşmuş karpuza dondu bir anda. Ne yapacağını şaşırdı ve ne dese umarsınız: -Yaa bu telefon bozuldu galiba..
iki arkadaş Kadıkoy'deyiz ve acilen telefon acmamız gerekiyor. Her yerde konturlu telefon aradık. En sonunda bulduk tabi.. Neyse kartı makineye yolladık. Makinenin ekranında cok doğal bir yazı belirdi. ACİL ARAMA İCİN. bunu goren arkadaş durumun verdiği psikoloji ile tuhaf şeyler sayıklamaya başladı.-oğlum tuşlara hızlı hızlı bas!'acil
aramadığımızı nerden bilecekler!!!! kahkahalarla altıma sıctım tabi.
Postanedeyiz, taahhutlu mektup atıcaz. Adamın birisi memura Amerika'ya gondermek uzere bir zarf uzattı. Memurda gayet saf bir bakışla USA nerenin kazası diye sordu. Herkeste bir kahkaha. Diğer memur arkadaşının durumu kurtarmak icin hemen ekledi. Kız orası Amerika yaw.
Bir gun belediye otobusundeyim. Durakta teyzenin biri bindi. Şofore;"evladım acelem var ama biletim yok" dedi. Şofor ; "bin teyzecim, sonraki duraktan alırsın, ama once bir de yolculara sor" dedi. Bunun ustune teyze yolculara donup; "Pardon, bir sonraki duraktan bilet alabilir miyim?" diye sordu.
Not:Alıntıdır
__________________
