Kaldığımız yurtta, banyo, hamam usuluydu, 40-45 kişi aynı anda, hamam tasları ve hamam kurnalarından banyo yapardık. bir de oyle her istediğinde felan diil, sabah 07:00- 07:30 arası, akşam 20:00 - 21:00 arası. yeni gelen bir arkadaş, yer kapmanın heyecanı ile sular gelse diye bekliyor. gittik yanına, "sen hamam fişi aldın mı?" diye sorduk, şaşkın şaşkın, "yooo" dedi, "hemen git mudure, hamam fişi al, ama yok filan derse, acıktan biraz para ver, ruşvetcidir mudur" diyip elemanı yolladık mudure, nasıl bir şanssa, akşamın o saatinde yakalamış muduru, "hamam fişi" diye yapışmış yakasına, mudur "yok oğlum oyle bir şey, kandırmışlar seni" dedikce, "ya tamam, gorecez seni, yarın bi (walla yalan olmasın sene 93, 94 tam hatırlamıyorum, paranın miktarını sallıyorum) 50 lira işler sana" diyor, mudur hepten krizde... biz de yerlere yatıyoruz tabii, sonra uyarı cezası gelince kalktık yerden
*** Cinler bastı ***
Yurtta, 12 kişi beraber aynı odada kaldığımız, İbrahim isimli bir arkadaşımız vardı, gozluklerinin camı biraz kalıncaydı, yani kola şişesinin dibiyle kıyas yapmanız mumkun. Cok kalıplı ama bir o kadar korkaktı. Yataklarımız L şeklindeydi, yatarken gozluklerini cıkarır oyle yatardı, bir akşam saat 23 civarı yattık, ben (artık nerden bulduysam, hatırlamıyorum) bir saat bulup, sabah erken kalkmak icin kurmuştum, şu masa ustunde duran, dididididit diye cıldırtırcasına oten iğrenc saatlerden. Işığı kapattığımızda, son bir defa daha kontrol etmek icin saati elime aldım, o sırada bir duğmesi olduğunu fark ettim, bastım, ışığı yandı, kaca kurduğumu gorup, ışığı kapadım, saati duvarla ranza arasına sıkıştırdım, o anda titrek bir ses geldi yandan, “paşa, senin yataktan ışık sızıyo yaaa, gordun mu sen de?”, şakayı gokte ararken yerde bulmuştum. Gozlukleri yokken fark edememiş ışığın saatten geldiğini, “ne ışığı ibo, yok ışık mışık, yat uyu” dedim, bir dakika sonra, hain planımı uygulamaya soktum, saatin ışığını tekrar yaktım, ama gozluklerini takmış olma olasılığını duşunerek, biraz altta tuttum saati. O anda fırladı İbo, “cinler bastı burayıııı, kacıııııın, aaaaaaaaaa” nidalarıyla fırladı dışarı, lambayı yaktık, diğer arkadaşlara da anlattım kısaca olayı, kimse caktırmadan gittiler iboyu sakinleştirip tekrar odaya getirdiler. “yatmam abi ben burada, hayatta yatmam, ışık var abi, ışık sızıyo abi yaa” filan diye sayıklıyor bu. Yarım saat filan uğraştık sakinleştirdik, yatmaya ikna ettik. Yattık ama, ben rahat duramadım, 30 saniye sonra tekrar yaktım ışığı, “eşhedu en laaa” diye bir kalkışı vardı yataktan, anlatılmaz yaşanır cinsinden, aşağıya kadar inmiş, tutmuş nobetci memurun kolunda yukarı getirmiş, bir yandan anlatıyor, bir yandan titriyor. Memur da uykulu uykulu, “bak oğlum yok bişey, arkadaşların var burada, bi şey olmaz yat uyu” filan diye telkinde bulunuyor, memuru yolladıktan sonra iboyu sakinleştirmek 45 dakika falan aldı, bunun aklı biraz başına gelince, “lan oğlum. Senin başının altından cıkıyor olmasın sakın bu ışık mışık?” şeklinde veciz bir soylemde bulundu bana. “ya sacmalama ibo ne alakası var” dediysem de yatağıma yaptığı ani sortiyi engelleyemedim. Saate yaklaştıkca, ben de kapıya yaklaşıyordum, saati bulduğunda kapının hemen dışındaydım, parmağı ışık duğmesine gittiğinde, depara hazırdım, ışığı yaktı, gerisini goremedim. Bildiğim tek şey gecenin 2 sinde bir dev tarafından kovalandığımdı…
*** seni seviyorum TATAR ***
coook uzun bir hikayedir bu size ozetle yazmak istiyorum, yaklaşık 3 saat filan surdu bunu yaşamak… uzun diye es gecmeyin mutlaka okuyun.
yurttan cıkıp evde kalan bir arkadaşımın yanına taşınmıştım, sene 1997. bu arkadaşı cok fazla tanımıyordum. Biraz mecburiyetten oldu. Daha ilk haftanın icinde bu elemanın arkadaşları geldi, 6 kişi filan. Sadece birini tanıyorum. Neyse, hoş beş derken, tatar lakaplı arkadaş birden rahatsızlandı, sara nobeti gibi bir şey, gozlerini dikiyor bi yere, ooooyle sabit, kaskatı kalıyor. Arkadaşları da
“ya anne babasının hatırı olmasa cekilmez”,
“ilacı nerdeydi, almadınız mı”
filan gibi şeyler soyluyorlar. Bende meraklandım tabi. Bu kendine gelir gibi oldu, sonra gene gitti, gozleri bu sefer bana dikti ama. Nasıl bakıyo, yakalasa yiyecek sanki, bir de arada homurdanıyor.
“neden bakıyor”
dediğimde de
“tanımadığı kişilere hep boyle yapıyor hastalanınca, korkma bir şey yapmaz, sen kolonya varsa getirsene”
dediler. Aldım kolonyayı goturdum elemanlara verirken tatar bana bi saldırdı 4 kişi tutamadı. Zor kactım. O sabit herif nasıl atladı ustume anlatamam. Ben doğru dışarı, ayakkabı filan da yok ha, coraplarla, elinde kolonya şişesi, akşamın saat 10’unda sokakta bir tip. Beni zorla iceri aldılar.
“ya korkma bi şey olmaz, biz tutarız”
diye, iyi guzel, iceri girdim, baktım kendinde bu tatar.
“ya baba, kusura bakma, bir şey yaptım mı sana”
filan diyo. Beni de daha onceden orgutledikleri icin uzulmesin diye,
“yok paşa, kendinden gectin, uzandın, o kadar”
dedim. Neden suratın bembeyaz dese verecek cevabım yok. Hoş beş derken bu gene gitti.
“Yav baba naapcaz?”
deyince,
“odana git, lambayı kapa, oraya gelmez”
dediler. Gittim odaya, kapının arkasına oturdum, sesleri dinliyorum,
“dur tatar, gitme tatar”
“homur homur”,
"tatar dur, kendine gel, gitme, tutsanıza yaa",
“homur homur”,
sesler gitgide yaklaşıyor. 5 arkadaşı bir de benim ev arkadaşım 6 kişi tatarı tutamıyor, tatar da boydan fakirdi ama eni genişti, tam gureşci tipi. Baktım ki bunlar tatarı tutamayacak, odamdan balkona acılan pencereden dışarı cıktım sessizce. Balkon dediğim de, zamanında evin dibine yapılan başka bir ev tarafından tamamen etrafı kapanan 5 metre uzunluğunda bir balkon, 3 metre ilerde de mutfağa acılan kapı, icerden surgulu ama. Acmak mumkun değil. Neyse, bunlar topluca odadan iceri girdiler,
“dur tatar, yapma tatar”
sesleri eşliğinde, ben de balkonda sırtım duvara yapışık, en az goruş alanı vermeye calışıyorum ama 3 metrekare yerde nasıl olacaksa artık? İcerde sesler bir an kesilince tatar kendine geldi filan diye duşundum, tam o sırada, tatar kafasını camdan cıkardı, kafasını cevirdi, goz goze geldik, hareketleri aynı zombi gibiydi, ben başladım bağırmaya,
“tutsanıza laaaaan, geliyor oğlum, lan tutsanıza”,
derken elinde parlayan şeyin ne olduğunu fark ettim, kelebek adı verilen bir tur bıcak, hadi dayağa, darbeye filan razı olacam da bıcak işi bozdu, daha bir kuvvetli bağırmaya başladım, adeta cığlığa donuştu,
“lan elinde bıcak var, tutsanızaaaaaa”
ama sanki kimse tutmuyormuşcasına, zombi hareketleriyle, rahatlıkla pencereden balkona girdi, adım adım da yaklaşıyor. Kacacak hicbir yer yok, o sırada mutfak kapısının camına vurmaya başladım,
“kapıyı acın laaaaaaaaan, acın kapıyıııı”,
sonra aklıma tatarın tanımadığı kişilere saldırdığı geldi, bir yandan cama vuruyorum, bir yandan da
“tatar, ben seni tanıyorum tatar, sen de beni tanıyorsun tatar, KAPIYI ACIN LAAAAAAAN, tatar, seni tanıyorum tatar, arkadaşız biz tatar, KAPIYI ACIIIIIIIIIIIN, seni seviyorum tatar (evet soylemeye utanıyorum ama goht korkusuyla adam ilan-ı aşk bile yaptım), seninle arkadaşız biz tatat, LAN KAPI LAN KAPIIIIIII”
… evet ben de sizin gibi sinir olmuştum evdeki diğer tum elemanlara, ne tutarlar, ne kapıyı
acarlar, fırsat buldukca da icimden cok sağlam sovuyordum onlara…
aramızdaki mesafe 1,5 metreye indiğinde kapının camını kırıp mutfağa atlamaktan başka carem kalmamıştı. O sırada ev arkadaşım denen adi insan sırıta sırıta mutfağa girip kapının surgusunu actı hemen iceri kactım, montumu alıp cıkış kapısına yoneldim. Ana, o da ne, kapı kilitli,
“lan oğlum, kapıyı ac, gidecem”
“nereye gitcen bu saatte yaa, sacmalama”,
“nasıl sacmalama yaa, adam deşecekti beni az once”,
“yok abi, bi şey olmaz”,
“s.ktir git yaa, nası bir şey olmaz, adam dilimleyecekti temin beni, sen hala sırıtıyosun”
“yok paşa, sakin ol, iceri oturma odasına git sen, bi şey olmaz yaa”
gittim iceri, baktım elemanlardan biri yuzustu yatmış yatağa,
“nooldu la, hasta mısın?”
diye sordum, sanki benim derdim bana yetmiyomuş gibi.
“gastrit var da, midem ağrıyor biraz”
dedi, ve ben o arada bu cocuğa uzulecek kadar bile fırsat bulamadım, cunku, tatar yeni bir atak başlatmış, peşine taktığı 5 kişiyi surukleyerek, bana doğru geliyordu. Yatan elemana gelip yardım etmesini soyledim, kalktı, odanın kapısını kapatıp, acamasınlar diye arkadan dayandık. Kapının arkasına geldiler cumleten, kapı bir acıldı ki sanki 6 kişi beraber ittirdiler. Eh ulan ne kuvvet varmış elemanda dedim kendi kendime. Sonra tatarı yaka paca tutup geri goturduler, bir odaya soktular, sonra herkes durdu ve tatarı bana doğru gelişini seyretti, heralde başa cıkamayacaklarını anladılar, bıraktılar diye duşundum, o sırada gozlerimin onunde “ahiret yapım gururla sunar: Hayatım” goruntusu ile bir film şeridi belirdi.
Tatar yaklaştı, yaklaştı, ben tam
“eşhedu el laaa ilahe illallah”
demeden once sarıldı bana,
“kardeş, hakkını helal et, şaka yaptık sana”
dedi. Benim ağzımdan cıkan hed hede hode hibibil helhel gibi manasız sozlerle beraber ev halkı makaraları koyverdi….
Bu elemanlar, bu şakayı daha once onlarca kişiye yapmışlar, merdivenden duşenler, kapıya kolunu sıkıştırıp kolunu kıranlar, gırla. Bizim elemanla, gastriti olan eleman ilk kez oynamışlar. Meğer, ondan sırıtırmış, benim balkona cıktığımda da, o gostermiş pencereyi, o suskunluk da beni ararlarken olmuş, gastrit de hikaye tabi, adamın karnı gulmekten ağrımış, gulduğunu bana belli etmemek icin yatmış yuz ustu, dış kapı ben gidersem tadı kalmaz diye kilitlenmiş, oda kapısı da 6 kişi birden yuklendiğinden hort diye acılmış…
Bu hikayeler birebir yaşadığım hikayelerdir ve tamamen gercektir, alıntı ya da Sallama değildir yani…
Eğer beğenirseniz, iki kelime de olsa yorum yapın…
__________________
