BANKACILAR
Yaşlı cift evliliklerinin kırkıncı yıl donumunde paraya kıymışlar, Avusturalya'da tatil yapmaya karar vermişlerdi.Ucağın penceresinden saatlerdir okyanusu seyrediyorlardı.
Sessizliği pilotun anonsu bozdu:"Sayın yolcularımız! Korkarım size kotu bir haberim var. Motorlarımızdan biri sustu, diğeri de susmak uzere. Acil iniş yapmak zorundayız."
"Neyse ki altımızda haritada gorulmeyen bir ada var ve sahiline inmeye calışacağız."
"Bunu başarabilirsek tek sorunumuz bizi bulabilmeleri icin dua etmek olacak."
Ucak minik adanın kumsalına başarılı bir iniş yaptı, kimsenin burnu kanamadı.
Uzun bir rahatlama sessizliğinden sonra adam karısının ellerini tuttu,gozlerine endişeyle baktı;
"Mona, bu ayki kredi kartı borcunu odemiş miydin?" "Hayır sevgilim,unutmuşum. Kızdın mı?"
Adam endişeyle yine sordu: "Araba kredisinin taksitini odemiş miydin?" "Ozur dilerim canım, onu da odememiştim."
Yaşlı adam karısının ellerini bıraktı ve kırk yıldır yapmadığı şekilde ona sıkı sıkıya sarıldı. "Aferin". Karısı şaşkın, korkarak sordu. "İyi misin tatlım?"
"Hic olmadığım kadar. Cunku bankacılar bizi kesin bulur!"


ACEMİ ASKER
Askerliğe yeni başlamış bir er cavuşunun yanına giderek:
-Efendim, corbada kum vardı! dedi.
Cavuş kaşlarını catarak
-Ne olmuş yani? Buraya yemek beğenmeye değil, vatan toprağını korumaya geldiniz. Bir daha boyle bir şikayet istemem! dedi. Erin cevabı hazırdı:
-Evet ama komutanım! Biz buraya vatan toprağını yemeye de gelmedik!


AKIL HASTANESİNDE
Akıl hastanesinde doktor iki hastasına:
-Şu dolabı beraber yukarı cıkarın! dedi.
Biraz sonra hastalardan birinin dolabı omuzlamış, oflaya puflaya yukarı cıkardığını gordu:
-Oğlum, hani diğer arkadaşın? Ben size dolabı beraber taşıyın demiştim!
-Arkadaşım dolabın icinde rafları taşıyor doktor bey!


AKLI GELİŞTİRİR
Yolculuk sırasında mola vermek isteyen yaşlı bir adam, bir hana girdi. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girdi ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler istediler. Fakat hancı yiyecek olarak yalnızca bir balık olduğunu soyledi ve bunu paylaşmalarını onerdi.
Bunun uzerine yaşlı adam, hancıya,
-"Ben balığın yalnızca başını yiyeceğim" dedi.
Hancı bunun nedenini sordu.
Yaşlı adam da,
-"Balık başı zekayı artırır, balık başı yiyen insan akıllı olur" dedi.
Bunun uzerine oteki yolcu hemen atıldı ve yaşlı adama:
-"Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum" dedi.
Yaşlı adam da itiraz etmedi ve balığın koca govdesini yedi ve bir guzel karnını doyurdu.
Oteki yolcu ise yalnızca balığın başını yedi ve sonra yaşlı adama seslendi:
-"Sen koca govdeyi yedin karnını doyurdun ben yalnızca kafayı yedim ac kaldım" dedi.
Yaşlı adam da bu sozlere şoyle karşılık verdi:
-"Bak nasıl akıllandın."


AZERİ DOKTOR İŞBAŞINDA
Bir okurdan gelen bir bilicilik iletisini de aktaralım. Cumhurbaşkanı'nın veto ettiği , Turkiye'de yabancı doktorların calışmasına ilişkin tasarının yasalaşması sonrasına ilişkin bir ongoru:
Doktor Azeri olunca:
-Gelesen!
-Selam doktor bey!
-Salam...Sabahın hayır! (Selam iyi sabahlar)
-Ne salamı? Kızımı muayeneye getirdim.
-Gızım, sen yahşi birine ohşayırsan! (Kızım sen iyi birine benziyorsun)
-Neee! Kızım kimi okşuyormuş?
-Vallahi kimseyi okşamıyorum baba!
-Sus kız! Koskoca doktor yalan mı soyleyecek? Ellerindeki pişikten anladı herhalde!
-Pişik ele degel kucağa yaraşır! (Kedi ellenmemeli, kucağa alınmalı!)
-Doktor sen ne diyorsun yaa?
-Siz haradan gelisiz? (Siz nereden geliyorsunuz?)
-Biz at mıyız haradan gelecek? Doktor, ağzını topla!
-Gızım soyunasan, sırtına gulag asmak isterem. (Kızım soyun da sırtını dinleyelim.)
-Baba yaa... bu adam kimin kulağını sırtıma asacak?
Men indi gızına dayandıraaram. Maragım gabardı. Nece ağlarsan? (Ben şimdi kızınızı durdururum. Merak ettim. Neye ağlarsın?
-Baba ne diyor bu?
-Ağlamasan balam. Baban yaşlıdır, dozebilamaz. (Ağlama cocuğum, baban yaşlıdır, dayanamaz.)
-Gızım sen karhanede calışırsaan! (Kızım sen fabrikada mı calışıyorsun?)
-Lan p... doktor... (kuuuuuuuut....)
-Ozumu itirdim,

Dağlara gar duşende,
Bulbule gam duşende,
Ruhun bedenden oynar
Gozume yumruk gelende...

14 mart Tıp Bayramı yabancı hekimsiz kutlu, 23 mart meteoroloji gunu kar yağışlı olsun.


AZERİ HAMAMDA
Azeri nin biri hamamı cok severmiş. Kalkmış bir gun hamama gitmiş. Guzelce yıkanmış. Gobek taşında yatmış. Sonra cıkmış dışarıda bir muddet uzanmış. Bir de limonlu cay icmiş. Sonra kurulanıp uzerini giymiş. Kasaya doğru yurumuş. Elini cuzdanına atmış. Cuzdan yok. Hamamcıya cuzdanının calındığını soylemiş.
Hamamcı buna cok kızmış,
- biz hırsız mıyız diye.
Hamamcı ve adamları, adamı guzel bir dovmuşler.
Aradan bir iki ay gecmiş. Bizimki yine kalkmış gitmiş hamama. Yine yıkanmış. Keyif etmiş sonra cıkmış. Bir sure soyunma odasında uzandıktan sonra kurulanmış. Elbiselerini giymek icin askıya bakmış. Bir de ne gorsun. Sadece bir kemer kalmış. Bizimki kara kara duşunmeye başlamış. Hamamcıya soylese yine dayak yiyecek. Neyse kemeri beline bağlamış. Korka korka kasaya doğru yaklaşmış. Elbiselerinin calındığını direk soyleyememiş. Demiş ki:
-Aya hele bak! Men burya bele mi gelmiştim?


BUYUK BEBEK
Laz ın biri Ankara'da bir barda icerken cep telefonu calmış, telefonunu acmış, bir o kulağına bir bu kulağına gotururken sevincle bardaki herkese icki ısmarlamış. Sonra da cevresindekilere karısının 15 kg lık tipik bir laz bebeği doğurduğunu soylemiş. Bardaki hic kimse bir bebeğin 15 kg. gelebileceğine inanmamış ama laz inat etmiş.
-"Dediğim gibi,bizim oralarda ortalama bebek kilosu budur. Benimki de tipik bir laz bebeği?
Dort bir yandan tebrikler yağmış; bardaki herkes lazı kutlamış..İki hafta sonra laz tekrar bara uğramış. Barmen adamı tanımış ve sormuş
-''Sen şu 15 kg doğan bebeğin babası değilmisin? Herkes bebeğin iki haftada kac kilo olduğunu merak ediyor. Soyle bize, bebek kac kilo?"
Baba gururla cevap vermiş,
-"10 kg."
Barmen şaşırmış ve meraklanmış.
-"Ne oldu? Doğduğu gun zaten 15 kg.dı."
Laz baba ickisini başına dikmiş, ıslak dudaklarını koluna silmiş ve barmene doğru eğildi ve gururla yanıtlamış;
-"Sunnet ettirdim".


COCUK DEDESİYLE
Kucuk cocuk dedesinin kucağında otururken birden:
Dedeciğim! Gozlerini bir yumsana! der.
-Neden yavrucuğum?
-Annem gecenlerde "Deden gozlerini bir yumsa cok zengin olacağız," diyordu da!


DANA BAŞINI NEDEN UC KEZ SALLAMIŞ
Beş arkadaş oturmuş sohbet ediyorlar. Kimi fıkra anlatıyor, kimi bilmece soruyordu. Huseyin de bir bilmece sorar:
-"Dağın eteğinde dort inek ile bir dana otluyormuş. Gunlerce aynı yerde otladıkları icin dağın o yuzundeki otlar bitmiş. Ne yapalım diye duşunmeye başlamışlar. Dananın aklına parlak bir fikir gelmiş.
-Ben dağın zirvesine cıkayım. Dağın obur yuzune bakayım. Eğer dağın obur yuzunde ot varsa başımı bir defa sallarım, ot yoksa iki defa sallarım." demiş. Oflaya, poflaya dağa tırmanmış dana. Dağın zirvesine vardığında şoyle bir etrafına bakınmış. Sonra, merakla haber bekleyen ineklerden tarafa donup başını uc defa sallamış. İnekler şaşırmış kalmışlar ve ne demek istediğini bir turlu cozememişler.
Huseyin arkadaşlarına soruyor:
-"Dana ineklere ne demek istemiş ?"
Arkadaşları bircok cevap vermesine rağmen hicbirinin doğru cevap olmadığını soylemiş. Son kez sorar Huseyin:
-"Bilemediniz mi cevabı ?"
Arkadaşları hep birlikte:
-"Bilemedik, sen soyle doğru cevabı" demişler. Huseyin de:
-"O inekler de bilememişler dananın ne demek istediğini." demiş.


DEDE DOKTORDA
75 yaşlarmda bir dede doktora gider. 3 ay once muayene ettiği hastayı gorunce doktor sevinir ve sorar:
-Dede nasılsm, ciğerlerin nasıl?
-Pek iyi değil oğlum! der yaşlı dede. Bunun uzerine doktor dedeyi muayene eder ve sorar:
-Dede! Ben sana 3 paketen fazla sigara icme demedim mi? Bunun uzerine dede cevap verir:
-Dediğin gibi uc paketen fazla icmiyorum ama bu yaştan sonra sigaraya başlamak da zor oldu yani!.


GORUMCEME GEDİREM
Erzurum'da bir bayan akrabalarını ziyaret icin caddede hızlı adımlarla yurumektedir.
Bir kavşağa gelince kırmızı ışık yanar. Kırmızı ışığı dikkate almayan bayan kavşaktan gecmek icin yoluna devam eder.
O sırada trafik akışını kontrol eden trafik polisi bayanın kurallara uymadığını gorur ve;
-Bayan! bayan! nereye gidiyorsunuz acele acele, araba carpacak, dikkat etsene! der.
Bayan:
-Saa ne, gorumceme gedirem.


HİİC
Adam gunun yorgunluğu uzerinde, perişan bir vaziyette İETT durağında otobus beklemektedir. Nihayet uzun bir zaman sonra beklediği guzergahın aracı gelir ve biletini attıktan sonra arka taraflara doğru ilerlemeye başlar. Bir-iki adım ilerisindeki cift kişilik koltuğun boş olanına doğru ilerler; tam oturacağı sırada engelleyici bir ses tonu onu durdurur:
- Buraya oturamazsın! Ben kimim biliyor musun?
- Kim olduğunuzu bilmeli miyim?
- Ben Yrd. Doc. falan kişiyim.
- Evet?
- Benim gibi kıdemli birinin yanına oturamazsın!
- Size bir soru sormak istiyorum. Siz Yrd. Docentlik unvanınızdan sonra ne olacaksınız?
- Docent.
- Peki sonra?
- Şayet başımıza bir şey gelmezse Profesor.
- Daha sonra?
- Belki zor ama, Ordunaryus Profesor.
- Evet... Peki bu dereceden sonra?
- Hiic...
- Ben şimdiden 'hic'im; lutfen musade edin yanınıza oturayım... - !!


HOCA PAPAĞAN
Adam petshopa gider, papağanların fiyatını sorar.
-"Bu papağan ne kadar?"
-"1000 euro!"
-"Peki, ne yapar?"
-"Cok guzel konuşur!" Adama birkac papağan daha sorar:
-"2000 euro, Ingilizce de bilir; 5000 euro, 4 dil bilir vs.
-" Koşede tuyleri dokulmuş, sıradan bir papağana gozu ilişir ve sorar: -"Bu ne kadar?" Satıcı:
-"Bu 10.000 eura!" Adam şaşırır ve
-"Bunun ne ozelliği var ki? Tuyleri dokuk bir papağan!" der.
Satıcı cevap verir:
-"Ben de bilmiyorum ama bu gorduğun papağanların hepsi ona "Hocam der."


SINIFTA
Medeni hukuk dersinde hoca en arkada devamlı konuşan oğrenciyi ayağa kaldırarak sorar;
-"Soyle bakalım, iğfal ne demektir?" Oğrenci hic tereddut etmeden cevap verir:
-"Sizin şu an yaptığınız hocam!"
Şaşıran hoca:
-"Nasıl yani?" diye cıkışır. Oğrenci acıklamasını yapar:
-"Bir kimsenin bilgisizlik ve tecrubesizliğinden faydalanarak ona zarar veren davranışlarda bulunmaya iğfal denir!"


TARİHİ ESER KACAKCILIĞI
Dava: Tarihı eser kacakcılığı.
Yer: Ağır ceza mahkemesi.
Olay: Arabanın bagajında Roma donemi bustler yakalanmıştır.
"-Anlat bakalım Osman?"
"-Tarlamı surerken bu kafaları buldum hakim bey, tam muzeye teslim etmek uzere yola cıkmıştım ki tutuklandım. Môsumum hakim bey, tahliyemi isterim!"
-"Osmannnn, Osmannnnnnn! Hatay'da bulduğun kafaları neden İstanbul'daki muzeye teslim etmeye calışıyorsun Osmannnnnnnn!"


1940'LARDAN AKTARILAN BİR ANI
Yaşlıca bir Rum kadıncağız sanık kursusunde durmaktadır. Duruşma uzadıkca uzar. Kadıncağız şişmanlığı ve yaşı sebebiyle tanık kursusune yaslanıp belini buker, ağırlığını bir tarafa vererek durur. Hakim seslenir:
-"Hanım! Duzgun dur!" Sertliğiyle bilinen bir hakimdir. 5 dakika sonra kadncağız dikilmekten yine yorulur, bu sefer ağırlığı obur tarafa vererek bukuk durur. Hakim yine Cıkışır:
-"Hanım! Duzgun dur!"
Kadıncağız tekrar toparlanır. Bu olay birkac kere tekrarlar. En sonunda hakim yine:
-"Hanım! Duzgun dur!" deyince kadıncağız dayanamaz ve :
-"Aaa yeter bea! Mahkeme mi yapıyoruz, fotoğraf mi cektiriyoruz?" der.


MAHKEMEDE
Hakim sorar:
-"Muvekkiliniz neden boşanmak istiyor avukat hanım?"
-"Karşı tarafla aralarında duşunce farklılıklarından kaynaklanan şiddetli gecimsizlik bulunuyor sayın hakim!" Hakim cevap verir:
-Tabii, biri Aristo; diğeri Descartes cunku!


İŞSİZ GAZETECİLERE İŞ
Kriz doneminde iki gazeteci işsiz kalmış, Almanya'ya gitmişler. Harclık olmayınca ne yapacaklar? Ne iş bulsalar yapacaklar. Bir ciftlikte iş bulmuşlar. Ciftlik sahibi
-"Bu gubreyi atacaksınız!" İş 10 gunluk işmiş. Calışkan arkadaşlarımız işi 2 gunde bitirmişler, paralarını almışlar. Patronun hoşuna gitmiş;
-"Bu tamam, size başka iş vereceğim!" demiş. Bu sefer tavuk ciftliğine gitmişler, bant varmış, yumurtalar bantın uzerinde kayıyor.
-"İrisini buraya, kucuğunu buraya, iyisi buraya, kotusu buraya, bu duğmeye bastığınız zaman da bant calışır." demiş.
-"Tamam!" demişler.
Patron gittikten sonra banta basmışlar, bant calışmaya başlamış ama bunlar şaşırmışlar. Hangisi iri, hangisi kucuk, hangisi kotu, hangisi iyi ayırmayı unutunca hepsi duşup yere kırılmış. Patron gelmiş, yumurtaların hepsinin kırıldığını gorunce kızmış.
-"Ne yaptınız siz, ne iş yapıyordunuz ulkenizde?" diye sormuş.
Bizimkilerden biri :
-"Gazeteciyim!" demiş.
Diğeri :
-"Ben de!" demiş.
O zaman ciftlik sahibi cevabı oturtmuş:
-"Iyiyi kotuyu, kucuğu buyuğu bilmezseniz sadece pislik atarsanız!"


TEMEL ASANSORDE
Temel bir gun oteldeki asansore binmiş. Orada bekliyormuş.
Asansorun icindeki tabelada
-Asansor 4 kişiliktir, yazıyormuş.
Otel sorumlusu, Temel'in asansorde beklemekte olduğunu gorur.
Temel'e neden beklediğini sorunca cevap cok ilginctir:
-Asansor 4 kişilik ya... Diğer 3 kişiyu bekleyrum da.


TEMEL KIRTASİYECİDE
Temel kırtasiyeye girmiş, tezgahtara:
-Pana pir roman lôzum! demiş.
Tezgôhtarı sormuş:
-Efendim! Ağır mı olsun, hafif mi?
Temel atılmış:
-Farketmez, nasul olsa arabam dışarudadur!.


TEMEL ASKERDE
Temel askerliğini yapıyormuş. Bolukte 40 ere izin vermişler. Gec kalırlarsa cadır hapsi var, ancak iyi bir mazeretleri olursa affedilecekler. 40 kişiden 39'u da gec kalmış, hep aynı mazeret;
-Atla istasyona celeydum. At catladi, tren kactı, gec kaldum!
Derken kırkıncı da tamamlanmış, Temele sıra gelmiş.
-Senin de mi atın catladı? diye sormuşlar.
-Hayır! demiş Temel, Yoldaki 39 at leşini gecemedum!.


TEMEL DENİZDE
Temelin kucuk takası on kişilik tayfasıyla Karadeniz'in engin sularında yol almaktadır.
Temel tayfalarını yanına cağırır. Onlara şoyle der:
-Uyy uşaklar! Ha purada pi teneke altinumuz olsa idu ne ederduk?
Uşaklar:
-Uyyy paylaşirduk onlari.
Temel teklifi kabul eder ve altınları paylaştırmaya başlar:
-Uyy... 15 altin bağa, pi altin size, 15 altın bağa, pi altin size ...
Tayfalar buna itiraz ederler ve aralarında muthiş bir kavga başlar. Kıyasıya dovuşurler. Neden sonra Rize'ye geldiklerinde durumu mahkemeye intikal ettirirler. Mahkemede yargıc olayı anlattırır. Hem Temel, hem de tayfaları olduğu gibi olayı anlatırlar. Bunun uzerine yargıc:
-Peki, getirin altınları! dediğinde
Hepsi bir ağızdan cevaplarlar:
-Uyy hacim bey, pizum altinumuz falan yok! Olacağinu farz edeyduk!


TEMEL İLE DURSUN
Temel'le Dursun iki tane at almışlar. Fakat devamlı karıştırıyorlarmış. Hangisi kimin atı belli değil. Temel'in aklına parlak bir fıkir gelmiş ve atın birisinin kuyruğunu kesmiş. Dursun ona inat o da diğer atın kuyruğunu kesmiş. Temel bu sefer atın bir tanesine boyayla işaret koymuş. Dursun ona inat diğer atın aynı yerine aynı boyayla işaret koymuş. Temel bakmış boyle olmuyor, Dursun'a bir acıklamada bulunmuş.
-En iyisi beyaz at benimki siyah at da seninki olsun! demiş.


KEKEME
Kekemenin biri bir gun Beşiktaş'ta kekeme okulunu ararken okulun yerini bulamamış, en yakınındakı bir bakkala girip
-KakakakarrdeşHH, bubububurraaalarrrrdaddadadad bbbi kekekemememe okukukukuluuu varmış, nenenenerededede bibibiliyor musususun? diye sormuş.
Bakkal cevap vermiş:
-Okulun yerini bilmiyorum ama kardeşim, senin okula hic ihtiyacm yok! Bence gayet iyi kekeliyorsun!.


TEMEL İLE OĞLU
Temel Anadolu Lisesi sınavına hazırlanmakta olan oğlu Dursun'a sormuş:
-Soyle pakayum Tursun, su kac terecede kaynayi?
Dursun biraz duşundukten sonra cevaplamış:
-Toksan terecede ...
Bunun uzerine Temel oğluna yeni birşey oğretme hazzıyla duzeltmiş cevabı:
-Pilemedun, toksan terecede tik acı kaynayi.


TEMELCİK OKULDA
Temelcik oğretmenine sorar:
-Tunyamuz pi cun yok olacak mi?
-Evet yavrum!
-Peci ucan ucaklar nereye inecek?


TEMEL DOKTORDA
Temel'e bir işe girmek icin sağlık raporu lôzım olmuş. Gitmiş tam teşekkullu bir hastaneye.
Muayene esnasında doktor sormuş:
-Kulaklarınızdan ya da burnunuzdan bir şikôyetiniz var mı?
-He ya!, demiş Temel; Ozellikle fanilamu cikarurken cok zorlanayrum!


TEMEL İNGİLİZCE OĞRENİYOR
Temel İngilizce oğrenmek icin dershaneye yazılmış. İlk derste,
"Come!, yani Gel" demeyi oğretiyorlarmış.
Temel oğretmene sormuş:
-Pu nasil iştur? Come yazaysun, kam okuysun, peci cel olduğuni nereden anlaysun?"


TEMEL SINAVDA
Stadyumda sınav Trabzon'un en zengininin oğlu olan Temel matematik dersinden hep cakıyormuş. Hocası son sınavı tezahuratla ona moral verilsin diye Avni Aker Stadı'nda yapmaya karar vermiş. Stad tıklim tıklım doluymuş. İzleyenler Temel'e muthiş tezahurat yapıyorlarmış. Hocası
-Kolay bir soruyla başlayayım! demiş ve
-2 kere 2 kac eder? diye sormuş.
Temel duşunmuş, duşunmuş ve
- 4 eder ! demiş.
Statta derin bir sessizlik olmuş. Ardından butun stad hep bir ağızdan yalvarmış:
-Hocam! Pi şans daha!


SIRAYA GİR
Temel nefes nefese Haydarpaşa'da tren garına gelmiş. Bilet satan memur gazete okuyormuş. Parayı uzatmış:
-Postancıya pi pilet!
Gişe memuru başını kaldırmadan
-Sıraya gir!" demiş.
Temel sağına soluna bakmış, kendinden başkası yok. Bir daha parayı uzatmış:
-Hemşerum! Postancıya pi pilet! demiş.
Cevap aynı:
-Sıraya gir!
Temel darlanmış, kafasını gişeden iceri sokarak bağırmış:
-Hemşerum! Postancıya pi pilet daa!
Memur yine başını kaldırmadan
-Sıraya gir!" der demez
Temel yumruğu patlatmış. Memur neye uğradığını şaşırmış,
-Ne vuruyorsun kardeş; demiş.
Temel cevabı oturtmuş:
-Ben mi? Ha pu kadar kalabalikta penum vurduğimi nereden cikararayisun?


BAYRAM NAMAZI
Temel'in birgun annesi vefat etmiş. Herkes saf tutarken cemaatin arkasında bekliyormuş. İclerinden biri sormuş:
-Temel! Ananin cenaze namazini kilmican mi?
Temel
-Hacen pen cenaze namazi kilmayi bilmiyom! demiş.
Aradan bir hafta gecmiş, bu sefer Temel'in kaynanası olmuş. Bakmışlar ki, Temel en on safta. Bunu goren cemaat merak edip sormuş:
-Ula Temel! Hani sen cenaze namazi kHmayi bilmeyidun?
Temel cevap vermiş:
-Hacen bu cenaze namazi değil ki, payram namazidur da!


BU FIKRAYI DUYMADINIZ
Trabzon'da bir grup cok ağac kesebilmek icin Amerika'dan motorlu testere getirtmeye karar vermişler. Gerekli bağlantılar kurulduktan sonra para odenmiş ve birkac tane elektrikli testere alınmış. Garanti kôğıdında da gunde en az 500 ağac keseceği belirtiliyormuş. Her neyse, bizimkiler koyulmuşlar işe. Akşam olduğunda en fazla ağac kesen Temel'miş ve sadece 50 ağac kesmiş, herkes şaşırmış. Sonraki gun Temel zorlayarak sayıyı 100'e cıkarmış. Daha ertesi gun akşam Temel yerinden kalkamaz hale gelmiş ama sadece 150 ağac kesebilmiş. Artık bizimkiler Amerika'dan bir yetkili cağırmaya karar vermişler. Yetkili gelmiş ve birlikte ormana gitmişler. Amerikalı motorun ipini cekip calıştırmış ve cıkan ses uzerine bizimkiler hep bir ağızdan bağırmışlar:
-Uyy o ne daa?


KARADENİZLİ OĞRETMEN
Dilbilgisi dersinde Karadenizli oğretmen Erzurumlu oğrencisini sozluye kaldırır ve şu soruyu yoneltir:
-Pakmak fiilinin cekiminu yap pakalum ...
Erzurumlu oğrenci hemen atılır:
-Bakirem, bakirsen, bakir ...
Oğretmen oğrencisinin bu cevabı karşısında kızmış:
-Uy diluni eşşekarisu soksin! Oyle mi denur daa?
Onun aslu poyledur:
-Pakayrum, pakaysun, pakayi ...


KARADENİZLİ GARDİYAN
Karadenizli hapishanede gardiyanlık gorevi yapıyormuş. Mahkumlardan biri ağır hastalığa yakalanmış. Onu hastaneye goturmuş Karadenizli gardiyan. Doktor onu ameliyat edip bir bacağını kesmiş. Hasta taburcu olunca yeniden hapishaneye doner.
Aynı mahkum bir gun yine ağır hasta olarak Karadenizli gardiyan tarafından hastaneye goturulur. Hastanın diğer bacağı kesilir. Mahkum hastaneden taburcu olur tekrar hapisaneye doner. Daha sonra aynı şekilde bir de kolu kesilir.
Mahkum uzun yıllar mahkumiyeti olduğundan hapishaneden bir turlu cıkamamış ve yine hastalanmış. Karadenizli gardiyana demiş ki "beni doktora yetiştir, oluyorum" demiş. Gardiyan:
-Yooo goturemem. Sen bu gidişle parca parca hapishaneden kacaysun, demiş.


KISACA SUPHANEKE
Karadenizli Oğretmen oğrencileri Din Dersinden sozlu sınavı yapmaktadır. İlk oğrenci tahtaya kalkar.
Oğretmen:
-Senin adın ne kızım ?
-Kevser, Oğretmenim.
-Pekala sen Kevser Suresini oku bakalım.
Oğrenci duayı okur ve oğretmenden aferin alır. İkinci oğrenci kalkar tahtaya. Oğretmen:
-Senin adın ne oğlum?
-Fatih, oğretmenim.
Peki sen de Fatiha suresini oku, der.
Oğrenci Fatiha Suresini okur ve oğretmenden beğeni kazanır. Yerine oturur. Oğretmen ucuncu oğrenciye de once ismini sorar. Oğrenci;
- Benim adım Yasin. Ama oğretmenim bana kısaca Subhaneke derler.


KUŞBALASI GİBİ DİİRİ
Bir kış gunudur. Kars'ın bir koyunden genc bir ciftin bebekleri hastalanır.
Şehire doktora gotururler. Cocuk doktoru bebeği muayene eder.
-Bu cocuk kuşpalazı-difteri olmuş, der.
Recetesini yazar ve koyune gonderir. Koye varınca komşuları:
-Neyi varmış bebeğinizin, gecmiş olsun derler.
Anne:
-Bir şeyi yok, kuşbalası (kuş yavrusu) gibi dipdiri, dedi doktor.


LAZER YAZICI
Komutan emir erini cağırmış:
- "Bana cabuk bir lazer yazıcı bul getir."
- "Emredersin komutanım." Bir saat sonra emir eri yanında başka bir er ile gelmiş.
- "Lazer yazıcıyı getirdim komutanım."
- "Hani nerde lan?"
- "Komutanım bu arkadaş laz bir erdir ve bizim bolukte yazıcıdır!"
- "Ulan iyi ki, scanner istememişiz be!"


MALATYA NEDEN 44
Turgut Ozal birgun Istanbur'da, Pera Palas'ta "hemşehrileriyle birlikteymiş. Onlarla Malatya'yı konuşuyor, sorular soruyormuş. Malatya Eğitim Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mesut Parlak (şimdi Istanbul Universitesi Rektoru) da oradaymlş.
-Sayın Cumhurbaşkanım! demiş, "Hep siz soruyorsunuz. İzin verirseniz ben de size bir soru soracağım?"
-Sor bakalım Mesut Hoca!
-Efendim, Malatya'nın plakası neden 44
-Hoca, senin soru da cok kolaymış. Neden olacak? Şehirlerin plakaları alfabetik sıraya gore veriliyor. Malatya'nın da sırası 44 olduğundan.
-Sadece ondan dolayı değil sayın Cumhurbaşkanım! Malatya'ya 44 numaranın verilmesinin bir gerekcesi daha mevcut Malatya 'dort dortluk' bir şehir olduğu icin plakası da "dort dort" Goruyor musunuz sayın Cumhurbaşkanım? Sizin de bilmediğiniz şey varmış!
Ozal basmış kahkahayı. Ve Mesut Hoca'nın bu esprisini de olene kadar kullanmış.


PARAYI UZATIVER EVLADIM
Birgun Sarıyer-Taksim minubusundeyim.
Arka koltuktan para uzatıyorlar.
Yanımda iki genc cocuk oturuyor. Yaşlı bir teyze de para verdi:
-Evlôdım! Şu parayı uzatır mısın? Bir Zincirlikuyu! dedi.
Cocuk parayı aldı, biraz cekti, buruşturdu ve kadına geri verdi.
Hadisenin farkında olmayan yaşlı teyze
-Ne var oğlum? dediğinde cocuğun cevabı gayet netti:
-Teyze! Bu para uzamıyor!
Minibustekilerin halini gormeliydiniz!


PARCA PARCA KACMAK
2. Dunya Savaşı sırasında bir İngiliz pilot Almanya uzerinde duşurulur. Almanlar bunu esir alırlar ama İngiliz'in bir bacağı ve iki kolu kangren olmuştur. İlk once bacağı keserler. İngiliz, Almanlar'dan bu bacağı ana vatanı olan İngiltere'ye atmalarını ister. Almanlar atar. Sonra İngiliz'in kolu kesilir, İngiliz yine aynı dilekte bulunur ve Almanlar da yerine getirirler. Bu sefer de Almanlar oteki kolu keserler. İngiliz her zamanki gibi Almanlar'dan kolu anavatanına atmalarını ister.
Fakat Almanlar bu kez :
-"Olmaz!" derler.
İngiliz sebebini sorunca şoyle cevaplarlar:
-"Galiba parca parca kacmaya calışıyorsun!"


TIP OĞRENCİLERİ DERSTE
Hocaları Tıp oğrencilerine oğut veriyormuş.
-Cocuklar! iyi doktor olmak icin iki konu cok onemlidir. Birincisi dikkatli olacaksınız. İkincisi ise tiksinmiyeceksiniz.
Oğrenciler "biz dikkatliyiz ve de tiksinmeyiz" diye hep birlikte hocalarına cevap vermişler. hoca bir kab icinde idrar getirtir. Parmağını idrara batırıp ağzına goturur.
-Hadi bunu yapın bakalım der.
Cocuklar caresiz parmaklarını idrara batırıp, ağızlarına gotururler. Sonunda idrar biter. Oğrenciler:
-Efendim inandınız mı? der. Hoca:
-Tiksinmediğiniz belli ama, dikkatli değilsiniz. Cunku; ben işaret parmağımı idrara sokup, orta parmağımı ağzıma goturmuştum...


YAŞANMIŞ MUAVİN FIKRASI
Isparta otogarında şoforlerle sohbet ederken şoyle bir anı anlattı muavin Suleyman:
-Otobusle İstanbul'a yolcu goturduk. Otobus İstanbul otogarına girdi. Yolcular birer birer otobusten indi. Otobus boşaldı. Ben otobusun icini temizledim. Yol boyunca biriken copleri de otobusun yanına bıraktım. Copler orada beklerken zabıta gorevlisi geldi. Ben de o sırada otobusun icini duzenliyordum. Zabıta otobusun icine girdi ve bana:
-"Bu copleri neden cop bidonuna atmadın da buraya bıraktın. Sen cezayı hak ettin" dedi.
Ben de hemen atağa gectim:
-"Vay ********, gorgusuz muavin. Demek buraya bırakıp kacmış coplerini ha. O kadar da soyledim bunları buraya bırakma, zabıtalar gelir kızar diye. Demek gene de bırakmış ha. Ben hemen atıvereyim onları abi." dedim.
-"Copleri kucakladığım gibi cop bidonuna goturup attım."


Emeğe Saygı


ContraL '

__________________