Miloš Forman, (aslında Jan Tomáš Forman) 18 Şubat 1932 yılında Čáslav'da, Cekoslovakya'da doğdu. 1951-1956 yılları arasında Prag'daki Muzik ve Dramatik Sanatlar Akademisi ile Film Akademisinde (FAMU) eğitim gordu.

1960'lı yılların başındaki Cekoslovak sineması bağlamında, Milos Forman'ın ilk filmleri olan Černý Petr (Maca Ası) ve Konkurs bir devrim olarak nitelendi. Bu filmlerde Cek yazarlarının ve gec yeni gercekcilik akımının, ozellikle Ermanno Olmi'nin etkileri oldukca belirgindi. Forman bu ilk filmlerinde sosyalist sanat kavramının ifadeleri olarak benimsendi. Mevcut şartlar Forman'ı Cek Yeni Dalgası'nın tartışmasız yıldızı haline getirdi. Uslubu, aktor-dışı faktorlerin duyarlı kullanımı; canlandırma, doğal seslendirme ve yarı doğaclama diyaloglar ile Cek folk-rock'ı ve genel anlamda muziğe yonelik şaşmaz bir kulak şeklinde karakterize edilebilir. Butun bu temel ozellikler Bir Sarışının Aşkları ile Koşun İtfaiyeciler adlı filmlerinde daha da belirgindir. 1968 sonrasında Koşun İtfaiyeciler yasaklanmış ve Forman Batı'da kalmaya karar vermişti. Burada, kendi ozgun fikrinden kaynaklanarak yapmış olduğu tek Amerikan filminin senaryosu uzerinde calışmaktaydı; diğerleri edebiyat uyarlamasıdır. Amerika oncesi Forman'ın izleri, en başarılı filmi olan ve Ken Casey'in oykusunu kokten değiştirerek kendi objektif ve komik vizyonuna getirdiği Guguk Kuşu filminde kolaylıkla gozlemlenebilir. Bu film 1975 yılında Oscar kazandı. Aynı yıl Forman, Amerikan vatandaşlığına gecti.

Forman sinisizimle suclanmıştır; ancak Forman'ın vizyonu Bohumil Hrabal, Hasek veya Skvorecki gibi Cek edebiyatının siniklerinin ideoloji karşıtı, realist ve humanist geleneğinden gelmektedir. Forman'ın yonetiminin etkisi bazı Kuzey Amerika filmlerinde bile hissedilebilir; ancak kalıcı onemi, yapmış olduğu uc Cek filminden kaynaklanmaktadır. Bu filmlere, Amerika'yı Amerikalılara duyarlı bir yabancının gozlerinden gostermek amaclı cesur bir caba olan Taking Off adlı filmi de eklenmelidir.

Forman, calışmalarını en cok satan kitap ve oyunların uyarlamaları yonunde surdurmuştur


Milos Forman'ı Yarattığı Karakterler ile Tanıyın!

Bir donem/biyografi filmi olan Goya’nın Hayaletleri ile sinemaya geri dondu Milos Forman. Populer ile sanatsal olanı birleştirerek, Hollywood’da kendine farklı bir kulvar oluşturmaya başlayan sayılı yonetmenlerden birisi... Ustelik, apayrı turlerin icinden icinden sıra dışı filmler ortaya cıkardı. Romantik komedi olarak Loves of a Blonde, parodide The Firemen’s Ball, muzikalde Hair, biyografide Aydaki Adam ve Amadeus, mahkeme dramı diyebileceğimiz bir turde People Vs. Larry Flynt ve unlu roman adaptasyonlarında Ragtime ve Valmont.

Hepsi de turun beklentilerinin dışına cıkabilen, Avrupa Sineması ile Amerikan Sineması’nın etkileyici karışımları. Sinemada melez yaklaşımların ve anlatımların ne derece başarılı olabileceğinin apacık ornekleri… Forman Sineması’nın en onemli yapıtaşını ise kendine has, sıra dışı karakterleri oluşturuyor.

Dahilik ile delilik arasında dolaşan akıllar… Forman’ın ozellikle hayat hikayelerini aktardığı karakterlerin ortak ozelliği bu diyebiliriz. Guguk Kuşu’nun bir akıl hastanesini altust etmeyi başaran ana kahramanı Randall Patrick McMurphy’si orneğinde olduğu gibi. Bir yandan kaosu davet eden psikolojisi ile tehlikeli, diğer yandan otoriteye ve yargılayıcı sisteme karşı başkaldırışı ile toplumun dışından birisi…



Efsanevi bir muzisyenin en iyi portrelerinden birisi olarak sinema tarihine gecen Amadeus ise dahiliğinin icindeki deliliğin izini suruyor. Forman, Mozart’ın dahiliğinin ardındaki kırılgan ruhunu o derece iyi acığa vuruyor ki, filmin trajik sonunun etkisinden kurtulmak oldukca zaman alıyor.

Populerliğinin zirvesinde hayata veda eden bir başka sanatcının hayatını yine Forman hikayeleştirdi. Aydaki Adam filminde, komedyen (kendisini asla komedyen olarak nitelendirmiyordu), aktor, performans sanatcısı Andy Kaufman’ın sanatındaki eksantrik yaklaşım, Kaufman’ın gercek hayatı ile cok iyi hesaplanmış bir paralellik icinde aktarılıyordu.




Forman, "Hustler" dergisini cıkarttıktan sonra hayatı mahkeme salonlarında gecen Larry Flynt’in hayat hikayesini anlattığı The People vs. Larry Flynt ile diğer karakterlerinden farklı olarak, sansasyonel bir personaya yonelmiş oldu. Nitekim, eleştirmenler tarafından buyuk bir beğeni toplamasına rağmen, geniş bir feminist topluluğunun şiddetli tepkisini cekti. Hatta filmin karşıtlarının, medyayı da arkalarına alarak yuruttukleri kampanya ile Forman’ın o sene en iyi film dalında Oscar almasını engelledikleri iddia ediliyor. Ozellikle Hustler’ın ****ografik boyutundan uzak durmayı secen Forman icin Flynt’in cekiciliği, Amerika’nın sansur anlayışına karşı yuruttuğu mucadeleden başka bir şey değildi.

Son filmi Goya’nın Hayaletleri’nde 18.yy İspanya’sının unlu ressamı Goya’nın yaşamına şahit oluyoruz. Her ne kadar yukarıdaki uc filmden farklı olarak sanatcının yaşamı arka planda kalsa da, Forman Goya’nın engizisyon gibi korkunc bir donem icindeki farklı duruşuna yakın plan yaklaşıyor…




Milos Forman’ın bir yonetmen olarak, karizmatik oldukları kadar acı dolu yaşamlar suren bu karakterleri cekici bulduğunu ve bu karakterleri tasarlarken zorlanmadığını tum bu filmler aracılığı ile gozlemleyebiliyoruz. Cocuk yaşında ailesini Auschwitz kampında kaybeden ve Cekoslovakya’nın karanlık komunizm gunlerinde bir sanatcı olarak var olma savaşı veren Forman, aslında acıya ve baskıya cok aşina bir yonetmen.

Forman’ın birkac roportajında belirttiği gibi, bu karakterleri secmesindeki en buyuk neden acı dolu ya da sansasyonel yaşamlarından cok, bu karakterlerin yaşadıkları doneme, otoriteye ya da sanat estetiklerine isyankar yaklaşımları. Surekli sınırları zorlayan provokator komedyen Kaufman gibi ruhunda belirgin bir anarşizm var hepsinin. Hair muzikalindeki hippilerin, toplum tarafından dayatılan yaşama ve savaşa karşı duruşları gibi... Her ne kadar sonları trajik olsa da, arkalarında bu isyanın onemli izlerini bırakıyorlar. Ve bu izi suren Forman gibi yonetmenler olduğu surece, bizler de bu isyankar ruhlara şahit olacağız.

__________________