Bir zamanlar, halkın cok sevdiği bir padişah varmış.

Bu padişah herkese iyi davranır, zayıf ve yoksulları kimseye ezdirmez, halkının uzerine ağır vergiler yuklemezmiş.

Başka ulkelerden borc almadığı gibi, onlara bir cok urun satarmış. Halkı arasındaki birlik ve beraberlik o kadar gucluymuş ki, hicbir duşman ulke bu padişahın ulkesine yan gozle bakamazmış.

Fakat zenginleştikce, ulkesindeki insanlara bir şeyler olmaya başlamış. Kendisinden başka kimseyi duşunmeyenlerin sayısı gittikce artıyormuş.

Kimse kimsenin hastasıyla ilgilenmiyor, komşular birbirleriyle konuşmuyormuş. Birisi yolda duşup olse, değil doktor cağırmak, donup de yuzunuze bakan olmuyormuş.

Vurdumduymazlık ve neme lazımcılık almış yurumuş. Ulkenin geleceği buyuk bir tehlike altındaymış. Aslında bu bir zenginlik hastalığıymış.

Padişah, halkının duştuğu duruma cok uzuluyormuş. Dostluğun, dayanışmanın, sevginin ve kardeşliğin yok olduğu ulkelerde, cokuşun de hızlı olduğunu biliyormuş cunku.

Ama cok duşunmesine rağmen bir care bulamıyormuş. Padişah bir gun halkını sınamak istemiş. İdaresindeki insanların, zannettiği kadar duyarsız olup olmadığını anlamak istiyormuş. Bir ferman cıkarıp:

“Ey halkım” demiş. “Sarayımın bahcesindeki buyuk havuzun sutle doldurulmasını istiyorum. Bu gece herkes, bir kova sut getirip buyuk havuza dokecek. Biriken sutlerle peynir yapılıp, yoksullara dağıtılacaktır.”

O gece herkes şoyle duşunmuş:

“Bir kova sutun eksikliği, kocaman havuzda fark edilmez bile. En iyisi yatıp uyumak. Nasıl olsa başkalarının goturduğu sutle havuz dolar.”

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte havuza giden padişah, gorduklerine inanamamış. Cunku havuza bir kova bile sut doken olmamış.
Padişah anlamış ki, ulkesindeki insanlar gercekten duyarsız.


Soyler misiniz arkadaşlar , padişah bu durumda ne yapmalı?
__________________