İclal Aydın hayata tutunmanın onemini cok guzel anlatmış.Umarım kaybedenlerden olmazsınız.....
Yani diyorum ki aradan gecen onca yıldan sonra bir de donup bakarsın ki hepsi kocaman bir boşlukmuş...

Sen sacımı supurge ettim diye ovunurken yıpranan eski supurgenin en iyi ihtimalle kapı arkasına bırakıldığını fark edersin...

En iyi ihtimalle kapı arkasında kaldığını anladığında ustelik...

Bu yuzden mazlum olarak yaşamayı tercih etmek yanlış olmalı diyorum.

Bu yuzden kimse kimseyi kandırmasın diyorum.

Bu yuzden kimse kendisine yalan soylemesin diyorum...

Arkadaşından daha cok uzulemez kimse arkadaşının kederli yalnızlığına...

Uzantısı bir bicimde kendinde bitmiyorsa, hicbir felaketin fazlaca onemi yoktur gunumuz bencil insanının değerlerinde.

Yalan mı?

Tercih edilmeyen olmak ofkeli ve yalnız kılar insanı, bilirim!

Oysa hayatta her şey yuzde elli ihtimal uzerindedir.

Ya terk edilen kişi olursun ya da uğruna her şeyin feda edildiği...

Ya bırakılansındır ya da bırakan.

Ya kurbansındır ya da kahraman...

Ve coğu zaman hayat her iki uc arasında surukler insanı.

Omrunun bir noktasında zafer sarhoşluğu yaşarken bir bakarsın ki yenilmişsin...

İşte o zaman, kazandım ya da kaybettim sanmanın bir onemi kalmıyor...

O halde?

O halde?

O halde sevgili okur...

Neden kurban olmanın guzel olduğunu sanıyor insan?

Kendine acımayı ve acındırmayı neden seviyor?


***

Yani diyorum ki:

Duştuysen eğer, duştuğun yerden neden kalkmıyorsun?

Daha ne kadar ağlayacaksın orada?

Ne kadar sızlanacaksın?

Asil, acılı, mazlum bir zavallı kurban olmayı kabul etmek hicbir şey kazandırmayacak sana.

Senin hayatın akıp gidecek gozlerinin onunde.

Ve o hayat sen her anlatmaya kalktığında can sıkan sıradan hikÂyelerden biri olarak kalacak...

Uzgunum...

Kaybeden rolunu bu kadar benimsersen, sana daima kaybetmek duşer!