ortalaları biraz sıkabilir (alıntı ben yazmadım)


Hayır! Boyle olmamalıydı bu uzanımlı dunya, ne bir kol kadardı mesafemin yarı uzunluğu nede bir baş kadar dik ve goğe uzanan...

Saat 17.05, gecenin tam ortası ve dingin bir yalnızlık hali... Hayır değil ! saat 17.05 değil ve gecenin tam ortası değil.Sistemin pratik carkları henuz durmadı ve ağır ağır işleyen bir yokedim mekanizması sallanıyor başımın ustunde . Kacmalıyım şehir dışında bir yerlere, bir kucuk yalnızlığa kacmalıyım, hemen bir şişe şarabı icmeli ve beni aldatan kendimi yakalamalıyım.Biraz sonra mesai saati sona erecek. Cok korkuyorum. Aklımda yaşayan ve beni cıldırtan sorularla yalnız kalacağım ve bir cocuğun sucluluk duygusunda duvar koşesinde başı elleri arasında korku dolu gozlerine geri doneceğim. Hergun aynı korku ve her gun ben aynı korkunun goğusleri arasında eziliyorum. Cıldırtı beynimi yiyip bitiriyor , aklımın topraklarında nemli hislerim altında yuruyup duran solucanlar başımın ağrımasına neden oluyor. Onlara kayıtsız kalamam, daha ne kadar surecek bu hayat ? Nerede son bulacak bu derimi yırtıp icime geceyi dolduran sızıntılı bunalım hali? Acaba bir psikiyatrisemi gitsem... yo yo , hayır! onlar bana Freudian taktikleri uygulayacaklar ve icin icin beni dahada kotuye surecekler. Ne yapmalıyım ve nasıl yapmalıyım? Kendimle bir arenada karşılaşan matador gibiyim.Ofkeli boğa zihnimde dolanıp duran sorularla saldırırken ; karşı duran kendim,olmemek icin savaş veriyor.Zihnimin yırtıldığını hissediyorum artık.Yapamam cok yuksek. Korkuyorum ! sanırım yapamayacağım. Eğer yapabilsem o zaman kurtulurum kendimden; ancak yapamıyorum. Şu martılar kadar değilim; nedense ucamıyorum oysa ucmak istemiyorum. Bir on dakika ucabilsem ve kendime uygun bir intihar deliği bulsam ordan aşağı sarkıtacağım kendimi ; ama o da olmuyor. En iyisi eve gideyim; ama o zamanda evin her koşesinden beni yakalayacak dunki unutulmuşluklarım var . Nereye gideceğim ben ? Bu koca dunyada bir metrekare ozgurluğum bile yok ! Sadece bir adım var ve gerisi benim dışımda gercekleşiyor. ''Şu anda aldığımız bir haberi sizlere aktarıyoruz sayın seyirciler: Sandıkburnunda yirmi beş, yirmi altı yaşlarında bir erkek cesedi bulundu, kimliği belirlenemeyen cesedin cebinden bir kum saati cıktı ve vucudunun yarısı yoktu , koltuk altlarından bembeyaz tuyler ucuşuyordu....'' Hayır !! Bu da olmamalı bu da olamaz. Ne yapacağım ben ? Ne yapmalıyım? adımdan sık.... '' Lutfen susun!''. Saat 17.05 ve ben hala uyuyamadım. ''Adınız soyadınız lutfen'' .İsterseniz kendinize bir sorun."
__________________