Bir oğle sonrası Anadolu Selcuklu Devletinin payitahtı Konya’ya esrarengiz bir derviş gelmiş. Kahvehanede oturan adamlara bir takım sorular sorup hana yerleşmiş.

Akşama yakın handan cıkıp Şeker Karan medresesi onune gelmiş, heyecanla beklemeye başlamış.

Derviş, guneşin gurubuna yakın, talebeleriyle Meram bağlarından donmekte olan Mevlana’nın onune gecmiş ve atının dizginlerinden tutmuş;

“Soyle bana Hz. Muhammed mi buyuk yoksa Beyazıd-ı Bestami mi?” diye sormuş.

Talebeleri bu ne kustahlıktır, boyle soru mu olur deyip homurdanmışlar.

Mevlana ise son derece sakin;

“Elbette Hz. Muhammed yaratılmışların en buyuğudur” demiş.

Derviş tekrar sormuş;

”Hz. Peygamber yarabbi biz seni tam anlamıyla bilemedik derken Beyazıd ben kendimi tenzih ederim benim şanım ne yucedir demiş” Yani Beyazıd cesedimin her zerresinde Allah’tan başkası yok demek istemiş.

Mevlana şoyle cevaplamış;

“Hz. Muhammed, muthiş bir manevi susuzluk hastalığına tutulmuştu,’biz senin goğsunu acmadık mı?’ şerhiyle kalbi genişledi. Bunun icin de susuzluktan dem vurdu. O her gun sayısız makamlar geciyor, her makamı gectikce evvelki bilgi ve makamına istiğfar ediyor, daha cok yakınlık istiyordu. Bayezid ise, bir yudum suyla susuzluğu dindi ve suya kandığından dem vurdu. Vardığı ilk makamın sarhoşluğuna kapılarak kendinden gecti ve o makamda kalarak bu sozu soyledi. Kısaca, Hz. Peygamber her şeyi gordu, hic birinde renkten renge girmedi, Beyazıd ise bir yudum suyla doldu”

Derviş duyduklarından memnun olacak ki, gulumseyerek Mevlana’ya bakmış.

İşte o anda Mevlana’ya garip haller olmuş. Başı donmuş, gozleri kararmış, atından duşup bayılmış. Talebeleri dervişe kızıp azarlamışlar ve hocalarını eve goturmuşler.

Mevlana gozlerini actığında o nerede diye sormuş. Kim demiş karısı; oğulların Velet ile Alaattin mi? kızın Kimya Hatun mu? yoksa dostun Zerkubi mi?

"Yok demiş o nerede yani derviş. Bana bulun onu."

Dervişi kahvehanede satranc oynarken bulmuşlar. Alıp Mevlana’nın huzuruna getrmişler. Kimsin sen demiş. Ben Şemsim asıl sen kimsin diye sormuş. Mevlana sanki dili tutulmuş gibi cevap verememiş. Kimdi Mevlana? Buyuk alim, vaiz, muderris, suslu elbiseler giyen, coşkulu sohbetler eden, mal mulk sahibi bir ulu zat. Evet Kimdi o? Bu soruyu defalarca kendine sormuş; kimim ben?

O gunden sonra Mevlana Şemsin talebesi olmuş. Kırk gun kırk gece halvet olup, sohbet etmişler. Ondan oğrendikleriyle tum hayatı değişmiş. O gune kadar şekli yaşam tarzına onem veren buyuk Âlim, vaiz, muderris Mevlana her şeyini elinin tersiyle iterek, terk etmiş.

Derviş, Mevlana'ya ne oğretmişti?

“Once ilmin satırda değil, sadırda olduğunu, sonra sadırda olan ilimle dahi yaradana ulaşılamayacağını soyleyerek hakikat ilmini oğretmiş. Yani Allah’a ulaşmak icin tum maddi şeylerin; makam, mevki, şan şohret, mal mulkun terk edilmesi gerektiğini, dunyayı terk ettikten sonra ukbayı dahi terk etmek gerektiğini, nihayet terki dahi terk ederek insanın bizatihi kalbiyle Allah’a ulaşmasını oğretmiş.

Şems bir ikindi vakti gizemli şekilde oraya cıktığı gibi yine akşam vakti ansızın ortadan kaybolmuş.

“peki nereye gitmişti?

“Kimse bilmiyor Bir rivayete gore onu cekemeyenler tarafından oldurulup kuyuya atılmış diğer bir rivayete gore ise dedidoku ve baskılara daha fazla dayanamayıp ulkesine geri donmuş.

Bir zamanlar Şems şoyle dua etmiş; “ Yarabbi beni kendi velilerin arasına koy ve onlarla arkadaş kıl.”

Şemsin duasının karşılığı Mevlana imiş. Onu bulmuş, dostunun kalbindeki Allah aşkını ateşlemiş, ortaya oyle buyuk bir yangın cıkmış ki yangının dehşetinden kendi bile korkup kacmış.”

Mevlana tam bir cezbe insanı, aşk adamı, coşuyor, taşıyor, cağlıyor, rebÂb calıp şiirler okuyor ve sema ediyormuş.

Bir gun MevlÂnÂ, Selahaddin'in dukkÂnının onunden gecerken, onun ahenkli cekic vuruşundan heyecanlanmış, cezbelenmiş, hemen orada sema etmeğe başlamış, Selahaddin de onun bu halini gorup, cekic altındaki altının ezilip zayi olacağını duşunmeden vurmaya devam etmiş. Selahaddin cekicini vurmuş Mevlana aşka gelmiş bayılıncaya kadar sema etmiş.

Semazenler; hem kendi etraflarında hem de pistin etrafında sema ederler. Gozleri kapalı, huşu, bir duzen, intizam ve ahenk icindedirler. Birbirlerine carpmazlar ve birbirlerinin alanını ihlal etmezler. Tıpkı kÂinattaki gezegenler gibi. Gokteki gezegenlere bakıldığında başlangıcta bir kaos ve bir duzensizlik goze carpar ancak en ince ve hassas terazilerden daha mukemmel olcu ve mikyaslara sahiptirler.

“başları donmez mi?”

"Butun sır sema donerken başlarını hafif eğmelerinde yatıyor. Sema yaparken 20-25 derecelik bir eğim veriyor. Bu eğim ic kulaktaki denge sirkiler kanallarının eşit derecede uyarılmasını sağlar. Boyle izah ediyor bilim, ama biz bu yazımızda maddi bilimleri elimizin tersiyle itiyor ve semazenleri donduren kuvvetin aşk olduğunu belirtiyoruz.

“kızlar da donebilir mi?”

“Niye donmesin ki. Bu yolda cinsiyet ayırımı yoktur. Bu yolda insanların cinsiyetine, mevkii makamlarına, rutbe ve derecelerine bakılmaz. Tek olcu aşktır. Bu yol aşk yolu ve aşk yolculuğudur. Yolculuklar ırmakların denize akması gibi hep gonul dostlarına doğrudur Yeter ki aşk gonle duşmeye bir gorsun.”


KAYNAK
__________________