Hayatın dağdağasında kacımız dağılmaktan korunabiliyoruz ki?
Aklımız dağılıyor. Duşuncemiz dağılıyor. Duygularımız dağılıyor. En beteri hayatımız dağılıyor. İc butunluğumuzu kaybediyoruz. Yani, kendimizi kaybediyoruz. Kendimizi kaybedince, insanı da, hayatı da, eşyayı da kendi butunluğu icinde goremiyor, okuyamıyor, algılayamıyor ve anlayamıyoruz.
Parcanın parca olduğunu gozden kacırıyor, parcayı butun sanıyoruz. Parcayı butun sanmak, hem parcaya hem butune haksızlık oluyor. Zira parcadan butunun rolunu ustlenmesini bekliyoruz. Parca bu ağır yuku kaldıramıyor. Sonucta, parca ile butun arasındaki kopmaz ilişkiyi gozden kacırıyoruz. Varolan irtibatı dağılan ve dağıtan tasavvurumuzla biz koparıyoruz.
Parcayı parca olarak gorseydik parcanın altında ezilmeyecek, parcadaki olumsuzluğa takılıp butundeki guzelliği fark edecektik. Parcada “şer” gibi gorunenin butunde “hayır” olduğunu anlayacaktık. Parcada zeval suretinde tecelli edenin butunun kemalinden kaynaklandığını fehmedecektik.
Bu yuzden gundelik yaşıyoruz. Gunu yaşamakla gundelik yaşamak arasında sera ile sureyya arasındaki fark kadar fark var. Gundelik yaşamak, “mutlak zamanı” (dehr) gozden kacırmak demek. Gundelik yaşamak, zamanı aşan bir zamanın olduğunu fark etmemek demek. Gundelik yaşamak, organizmaya teslim olup ruhu teslim almaya kalkışmak demek.
Arif “vaktin cocuğu”dur, “gunun cocuğu” değil. Gundelik yaşayanlar, hayatı kendi butunluğu icinde goremezler. Hayatı kendi butunluğu icinde goremeyen, hayatın cok mertebeli bir hakikat olduğunu, kendi yaşadıkları hayat basamağının, bircok mertebeden sadece biri olduğunu fark edemezler. Yaşadıkları mertebeyi hayatın butunu sanırlar. Parcayı butun sanan herkes gibi cezalandırılırlar. Cezaları, bir omru bir gun kadar bereketsiz yaşamaktır.
Gundelik yaşayanlar, zamanın esiri, hatta oyuncağı olurlar. Esirin ruhu var, oyuncağın ruhu yoktur. Gunun getirdiklerine maruz kalırlar. Git gide gunlukten anlık yaşamaya gecerler. Kendilerine bakteri muamelesi yaparlar. Tepkileri, sevgileri, aşkları, nefretleri, ilgileri, dikkatleri, rikkatleri, iradeleri, sevincleri ve huzunleri anlık veya gunluktur.
İşte bir omru bir gun kadar bereketsiz kılmanın formulu budur. Kur’an, bu tiplerin ahiretinden bir pencere acarak şu diyalogu nakleder:
- Dunyada ne kadar kalmıştınız?
- Bir gun ya da bir gunun yarısı kadar?
İşte bereketsizlik dediğim şey de bu. Bir omur yaşayacaksınız, ama bir gun kadar bereketsiz gececek.
Peki, bunun tersi de mumkun mu?
Elbette, bir gunu-geceyi bir omur kadar bereketli yapmak mumkundur.
İşte Ramazan, bize bir geceyi bir omur kadar bereketli yapmanın formulunu sunan ilahi bir imkÂndır.
Ramazan bize dağılmışımızı toplamak icin gelir. Başta kendimizi toplamayı oğretir. Aklımızı, duygu ve duşunce dunyamızı, ruh ve hatta bedenimizi toplamayı oğretir.
Ramazan bize parcamızı butunlemek icin gelir. Parcaladığımız hakikatin hakikat olmaktan cıktığını oğretir. Mukayyet zamanı mutlak zamana dikmemiz icin elimize bir gok iğnesi tutuşturur. Nasıl ki namaz dunya astarını ahiret atlasına gunun beş yerinden dikme talimiyse, oruc da bunun yıllık talimidir.
Ramazan bize unuttuklarımızı hatırlatmak icin gelir. Başta kendimizi unuturuz. Ramazanın en cok hatırlattığı da kendimizdir. En buyuk amacı ise “şahit olan ben” idraki inşa etmektir. Şahit olan ben, şehadet kelimesini sadece diliyle okumaz, varlığıyla okur. Sadece okumakla kalmaz, kelime-i şehadet onun varlığında okunur. O artık hem okuyan, hem okunandır. Hem şahit olan, hem şahit olunandır. Kendisi bu mubarek kelimenin yazılı olduğu fiili ve aktif bir levha olur. İşte o zaman her bir hucresi şu gerceği haykırır: Biz bu cihana sahip olmak icin değil, şahit olmak icin geldik.
Ramazan bize kaybettiklerimizi buldurmak icin gelir. En cok kaybettiğimiz de kendi benliğimizdir. Sahi, kendini kaybeden neyi kazanır ki? “Ben” demeyi hak edecek bir ben idrakine ulaşmayanın “benim” demesi ne kadar da gulunctur. Boyle birinin “benim” dediği hicbir şey gercekte kendinin değildir. O yoktur ki, onun olsun.
İşte onun icin hakikat şudur: Oruc bizi tutar. Oysa biz, orucu tuttuğumuzu sanırız. Bir yere kadar doğrudur. Zira orucu gercekten tutanları oruc da tutar. Dik tutar, diri tutar, kendinde ve agÂh tutar.
Ve işte tam bu nedenle: Oruc tutmak kendini tutmaktır.
“Ramazanınız mubarek olsun” demeyeceğim. O zaten oyledir. Ramazan bizi mubarek kılsın

MUSTAFA İSLAMOĞLU



__________________