ARKADAŞLAR SİZLERE OLUM İLE BİR YAZI SUNUYORUM BİRAZ UZUN AMA SONUNA KADAR OKURSANIZ COK İYİ OLUR;

Olmeden Olenler



Onumuzde hic unutmamamız gereken, ama aksine, unutmak icin ne lÂzımsa yaptığımız buyuk bir hakikat var: Olum.
Olumu unutmaya calışanların hÂlini, şuna benzetiyorum:
Odanızda otururken, yahut bir parkta dinlenirken, yalnız kalmış bir boceğe gozunuz takılıyor. Biraz vakit gecirmek niyetiyle eğiliyor ve elinizi ona doğru yaklaştırıyorsunuz. Bocek hemen gerisin geri donuyor ve - kendisine gore- buyuk bir suratle kacmaya başlıyor. Siz onun bu kacışını zevkle seyrediyorsunuz.
Gidiyor ve mesel yere atılmış bir kibrit kutusunun arkasına saklanıyor.
Başınızı biraz uzatıyor, onu seyre koyuluyorsunuz. Heyecanla soluduğunu hisseder gibi oluyorsunuz.
Derken bir başka bocek onun yanına geliyor.
Sizden kacan boceğin, diğerine: “Az once buyuk bir tehlike atlattım. Bir karartı cıktı karşıma. Hemen kactım. Cok şukur kurtuldum.” dediğini duyar gibi oluyorsunuz...
Bizim, olum meleği karşısındaki durumumuz da bundan pek farklı değil.
Nereye gitsek, neyin arkasına saklansak, hangi eğlenceye dalsak, onu unutmak icin nelerle oyalansak netice hic mi hic değişmiyor. O bizi her an suzmede ve ruhumuzu kabzetmek icin Rabbinden emir beklemede.
O halde olumden kacmak akıllılık değil. Akıllılık olumu sevmek ve ruhumuzu olum meleğine kirsiz, lekesiz teslim etmeye calışmak
İnsan, kendisinin Âciz ve zelil, dunyanın aldatıcı ve fÂni; Âhiretin ise cok yakın olduğunu, tam olarak, ancak olunce anlar. Ama iş işten gecmiş olur
dişciye gittiğimde şunları aklımdan geciriyordum(nasıl olsa morfin yemişim) hic acıyı hissetmiyorum.curuyen azı dişimi cekiyordu dişci.Doktor, dişimi cekmeye zorlanırken, o da damaktan kopmamak icin Âdet direniyordu. Ben, morfinin verdiği rahatlıkla, acı cekmek yerine, bu ibretli manzarayı hayalen seyrediyordum. Bu hal bana olumu hatırlatmıştı. Şoyle duşunmuştum: Bu diş, cekilmeden az once damakla, ağızla, beyinle, kısacası butun bir bedenle alÂkalı idi. Ama, cekilir cekilmez, butun bu alÂkaları kaybetti. Artık o, diş değil bir kemikti. Olen insan da oyle değil miydi? Olmeden az once onun bedeni, hava ile, gıda ile, yer kuresinin donuşu, guneşin doğuşu, baharın gelişi gibi nice hÂdiselerle alÂkalı idi. Ama, olum hÂdisesiyle, ruhu bedeninden cekilince, artık onun icin ne havanın, ne suyun, ne baharın, ne de gozun bir mÂnÂsı kalmıştı. Artık, dunya donmuş veya donmemiş, guneş doğmuş veya batmış, hava ısınmış veya soğumuş, butun bunlar onu ilgilendirmiyordu.
İşte hepimiz bir gun olumu tadacak, yÂni ruhun bedenden sıyrılıp cıkmasına şahit olacağız. Artık ne gozumuz gorecek, ne kulağımız işitecek. Ne midemizde aclık, ne alnımızda ter... Hepsi bitecek.
Ve bedenimiz gomulecek toprağa...

Kurtlanan balıkları bilirsiniz; onun bir benzeri de bizim bedenimizde gercekleşecek. Daha dune kadar, yiyen beslenen beden, bu defa başka mahlûklara gıda olacak.

Yıldızları seyreden gozlerimiz, iclerine dolan karıncaları bile goremeyecekler.

Eğlence Âlemlerinin birini bırakıp diğerine koşan bacaklarımız, artık bocekler Âleminin istifadesi icin cansız olarak uzanmaktan başka bir şey yapamayacak.

Bir tarihî eseri gezen turistler gibi, ağzımızdan, burnumuzdan, kulaklarımızdan iceri giren karıncalara, o tarihî eser sessizliği ile, bir şey diyemeyeceğiz.

Bir tarafta erkek, beride kadın, ayrı ayrı boceklerin istifadelerine sunulmuş olarak cansız yatarlarken, onların ruhları, yaptıkları isyanların ilk sorgusuna tÂbi tutulacaklar; cekecekleri azapların ilk numunelerini tadacaklar.

Bu da nasıl olur, demeyiniz. Bunun kucuk bir misÂlini ruyada yaşamıyor muyuz? Bedenimiz yatakta uzanırken, ruhumuz hapishanede işkenceye tÂbi tutulmuyor mu? Kan ter icinde uyandığımızda, kendimizi sapa sağlam yatakta bulunca nasıl seviniyoruz!...

Hayatımızı, bir mahşer yolcusu olarak, guzelce tanzim edebilsek, kabir bizim icin “Cennet bahcelerinden bir bahce” olacak ve biz bu bahceye girdiğimizde dunya hayatını geride bıraktığımız icin sevineceğiz.
__________________